Esma-i Hüsna

Havas - Ledün İlmi ve Sirları

Esma-i Hüsna

 ALLAH

   ( Celle Celalühü )

Allah, bildiğimiz ve bilmediğimiz , görebildiğimiz ve de göremediğimiz bütün alemlerin ve din gününün sahibi olan , kainatı yaratıp yöneten tüm övgülere ve ibadet edilmeye tek layık olan Yüceler Yücesi Rabbimizin, 99 isminin özelliklerini kendisinde toplayan en kapsamlı ve özel adıdır.

Allah c.c

Bu isim sadece Cenab-ı Hakk'ın zatına mahsus olup, baska hiçbir varlığa isim olmamıştır. Hiçbir dilde tam 
karşılığı yoktur! Meryem suresi (19),65: O, Göklerin, yerin ve aralarındakilerin Rabbidir. O halde O'na ibadet etmekte sabırlı ol. Hiç sen onun ismini taşıyan başka birini bilirmisin?.

 

Bakara suresi (2) 255: Allah! Ondan baska ilah yoktur...

İsminin başındaki hemde kaldırlırsa ''lillahi'' olur. Bu da Allah için Allaha ait demektir.

 

Bakara suresi (2) 284: Göklerde ne var , yerde ne var hepsi Allahındır...

Allah ismindeki birinci ''elif'' ve ''lam'' kaldırlırsa ''lehû'' olur . buda ''O''nun demektir.

 

Bakara suresi (2) 255 : ''... Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur...''

Lafza-i Celaldeki ikinci ''lam'' da kaldırlırsa sadece ''he'' harfi kalırsa ki . Zatı Kibriyaya delalet eder: Hû...

 

Daha enteresab olan bir hususda ''he'' harfinin mahrecinin yani çıkış yerinin göğüs kafesi ve ciğeler oluşudur! buna göre ,

nefes almakta olan her canlı, inansa da inanmasa da , her nefes alışında ''HÛ'' demekte ve Allahı zikretmektedir.

Bilsede bilmesede , her canlı nefes alıp verdikçe Yaradanı zikretmektedir.

Yani ''ölüm'' Allahı zikretmenin son noktasıdır...

''Yaşamak'' ise Allahı anmak her an Allah ile beraber olmak demektir..

ER-RAHMAN

(Celle Celalühü)

Er-Rahman, dünyada iyide olsa kötüde olsa mü'minde olsa kafirde olsa , hiç bir ayırım yapmadan nimetini bütün kullarına veren hepsine karşı sonsuz

merhametini gösteren zatın ismidir.

Er-Rahman, bağışlayan esirgeyen ahirette merhametini nimetlerini sadece mü'min kullarına haşretden zatın ismidir.

Yüce Allah'ın bu iki ismini tam anlamıyla kavrayabilmek için, önce özellikle ilahi rahmetin boyutlarını bilmek lazımdır dostlar!

''Rahmet'' bağışlama , acıma , şefkat ve ihsan anlamı taşır. Peygamber Efendimiz s.a.v Allah Tealanın rahmetini

şöyle anlatır bize: 

''Şüphesiz Allah'ın yüz rahmeti vardır. İşte onlardan bir rahmet vardır ki mahlukatı kendi aralarında birbirlerine

onunla acırlar. Doksan dokuzu kıyamet günü içindir.'' (Müslim Tevbe20 )

 

'' Rahmet'i düşünüp tefekkür ederken , beynimizin sınırlarını sadece bu yüzden bir orandaki rahmet için zorlamaktayız dostlar. Kavrayabildiklerimizi toplayıp onun yüz katını düşünerek de ,o dehşetli kıyamet gününde , kullarını sarmalayacak olan o engin rahmet deryasına ulaşabiliriz.

Kainata tefekkürle bakan her göz yaratılmış herşeye nakış nakış ''merhamet'' işlendiğini görür.

Kasas suresi (28) 73: '' Rahmetinden dolayı, Allah geceyi ve gündüzü yarattıki geceleyin dinlenesiniz gündüz ise onun 

lutüf ve kereminden rızkınızı arayasınız. Umulurki şükredersiniz.''

Şu sonsuz kainatı  birbirine çarpmadan her biri apayrı ihtiyaçlar içinde olan , binbir çeşit hayvan ve bitki türünün hiç birini

unutmayıp muhteşem bir nizamla koruyan sevk ve idare eden türeten ve yayan yine O, ilahi rahmetiyledir...

Bir dalda minicik bir kuş, gagasındaki solucanı o rahmetle koyar yavrusnun ağzına!

Bir küçük tavuk civcivlerini o rahmetle alır kanatlarının altına!

''Yırtıcı'' bir hayvan da olsa aslan yavrusunu özenle yalayarak temizlerken o rahmetinin eserini sergiler gören gözlere!...

Ağaçlar o rahmet meyvere durur. Başaklar o rahmetin tecellisi ile ürün verir, çiçekler renk ve koku cümbüşüyle raks eder dünya sahnesinde, o rahmet sebebiyle.

 

Er-Rahim

Rahîm; pek çok merhamet edici, verdiği nimetleri iyi kullananları daha büyük nimetler vermek suretiyle mükâfâtlandırıcı anlamındadır.

Rahmân ve rahîm, rahmet kökünden türemiştir. İkisi de Allah’ın engin merhamet ve şefkatini bildirir. Ancak aralarında şöyle bir fark vardır: Rahmân ismi dünyada mü’min kâfir herkesi kuşatmışken, rahîm, sadece inananlara mahsustur. Bu bakımdan Allah, âhirette sadece mü’minlere rahmet ederek, onları cennetine koyacaktır.

Rahmân ve rahîm isimleri iki türlü rahmet ifâde eder. Rahmân isminin ifâde ettiği rahmet, hiçbir şarta, kesbe ve irâdeye bağlı olmayarak bahşolunan rahmettir. Bu bütün yaratıkları kapsayan bir rahmettir. Bunda çalışan çalışmayan, itaatli suçlu, inançlı inançsız ayırımı yoktur.

Rahîm isminin ifâde ettiği rahmet ise, Rahmân’ın lütfu olan rahmeti iyiye kullanarak çalışanlara bir mükâfât olmak üzere verilen rahmettir. Bu, en az bire ondur. Çalışanın samimiyetine göre yedi yüz katına ve hatta daha fazla katlara çıkabilir. Elbette çalışanla çalışmayan bir olmaz.

El-Melik

Melik; görülen ve görülmeyen bütün âlemlerin, bütün kâinatın tek sahibi ve mutlak surette tek hükümdârı demektir. Kendisine ibâdet edilmeye yegâne lâyık olan O’dur. O’nun istediği olur, istemediği olmaz. O, bir şeyin olmasını isterse, sadece “ol” der, o da derhal olur. Olmasını istemediği hiçbir şey de asla varlık sahasına çıkamaz.

Bütün evren, yaratılmış olan her şey, mükemmel bir düzen içerisinde işlemektedir. Asla bir başı boşluk ve düzensizlik yoktur. Bütün idâre tek bir yerden geliyor. O Allah, dünya ve âhiret hayatındaki her şeye gerçek anlamda ve kayıtsız şartsız hâkim ve mâlik olan ve dilediği gibi tasarrufta bulunandır.

El-Kuddüs

Kuddûs; hatadan, gafletten, âcizlikten, her türlü eksiklikten uzak, bütün kemâl sıfatları üzerinde toplamış, bütün övgülerin üstünde olan demektir. Her türlü ayıptan, kusurdan ve ihtiyaçtan uzak olan, her türlü hayır ve bereketin kaynağı olan mübarek zât demektir. Her türlü eksiklikten, lekeden, pastan, kirden son derece temiz demektir.

Cenab-ı Hak buyuruyor:

“Göklerde ve yerde olanların tümü, Melik; Kuddüs; Aziz; Hakim olan Allah’ı tesbih eder.” (Cuma,1 )

“O Allah ki, O’ndan başka ilah yoktur. Melik’tir; Kuddûs’tur; Selam’dır; Mü’min’dir; Müheymin’dir; Aziz’dir; Cebbar’dır; Mütekebbir’dir. Allah, (müşriklerin) şirk kostuklarından çok yücedir.”

Haşr Süresi: 23.Ayet…

O, zatına yakışmayan her şeyden münezzeh, bütün vasıflarda en mükemmel, tahdid ve tasvire sığmayan, öğülmeye layık kemal, fazilet ve güzellik sıfatları kendinde olan Allah’tır.

Kuddus ismi çok temiz ve çok pak manasına gelmektedir.O’nda hiç bir noksanlık bulmak mümkün olamaz.Ama;Kullar hata yapma sıfatına haizdir.Kullar hata yapar. Mevla ise hata yapmaktan münezzehtir. Çirkin şeylerden uzaktır ve insanlarda beliren bütün beşeri sıfatlardan münezzehtir.

Es-Selam

Selâm; her türlü eksiklikten, ayıptan, kusurdan, yaratılmışlara özgü değişim ve yok oluştan münezzeh ve sâlim olan; kullarını her türlü kötülüklerden, tehlikelerden selâmete çıkaran; Cennetteki kullarına selam veren demektir.

Allah, gerek dünyada, gerekse âhirette tehlikeye düşen kullarını tehlikelerden kurtarıp selamete çıkarandır.

Hz. Peygamber, her namazdan sonra; “Allah’ım! Sen’sin selâm ve Sen’dendir selâm!” buyurmuştur. Selâm, Esmâ-i Hüsnâ’dan biri olduğu için Müslüman olmayanlara bu lafızla selam verilmez. Müslüman olmayanlar, dua ve esenlik dileği olan “selâm”ı hak etmemişlerdir.

 El-Mü’min

Mahlukatı korkulardan emin kılan ve onları güven içinde yaşatan, Kullarına vadinde, verdiği sözde sadık olan, kalplere iman nurunu veren ve onları mümin yapan, her türlü korkudan kurtarıp, güvenliğe kavuşturan. Eman ve emniyet sahibi anlamına gelmektedir.

Allah’ın kullarına en büyük nimetlerinden biri, îmândır. Diğeri, emniyettir. İnsan; canı, malı, ırzı, namusu için her zaman bir endişe ve korku içinde kalsaydı, bu ne büyük bir azap olurdu. Bu isim bir kulda tecellî edince, o kulun kalbine imân iyice yerleşir. O, güvenilir biri olur. Allah Teâlâ, mü’min isminin bir tecellisi olarak inananları korkulardan güvende kılıyor.

El-Müheymin

Müheymin; kâinatın bütün işlerini gözetleyip yöneten; bütün yaratıklarını gözetip koruyan; korkulardan emin kılan demektir.

Yine kullarına asla zulmetmeyen; her söylediği ve yaptığına güvenilen; bütün kullarını hükmü altına alan; olup biten her şeyden haberdâr olan ve Peygamberi’ne indirdiği vahyin doğruluğuna tanıklık eden; kullarını dâimâ gözetim altında bulunduran; mü’minlere güven, sevgi ve huzur veren demektir.

Kuran'ın İçinde El-Müheymin Esması Geçen Ayetler:

Allah’tan başka ilah yoktur. O mülkünde dilediği gibi tasarruf edendir, Kuddüs’tür, Selam’dır, O Müheymin’dir, kudreti daima üstündür, dilediğini yaptırandır, büyüklük ve yücelik ona aittir. O müşriklerin şirk koştuklarından münezzehtir. Haşr 59

O yeri, göğü altı günde yarattı. Sonra arşın üzerinde hükümran oldu. Yere gireni ve çıkanı, göğe gireni ve çıkanı bilir. Siz nerede olsanız sizinle birliktedir. Allah tüm yaptıklarınızı görür.                                                                              Hadid 57

El-Aziz

Azîz; yenilmesi mümkün olmayan gâlip; dengi ve benzeri bulunmayacak şekilde değerli ve şerefli; güçlü ve yenilmez demektir. Allah Teâlâ yegâne güç ve kuvvet sahibi olan mutlak gâliptir. O’nu âciz bırakacak hiç bir güç yoktur. Dilediğini izzetli, şerefli ve üstün kılar.

Kuran'ın İçinde El-Azîz Esması Geçen Ayetler:

İhlâs sûresi (112), 4: “Kimse O’nun dengi değildir.” Ve O, dilediğine, dilediği an “ol” deyip, oldurandır dostlar!

Bürûc sûresi (85), 16: “O, dilediğini yapandır.”

Âl-i İmrân sûresi (3), 26: “De ki: “Ey mülkün sahibi Allah’ım! Sen mülkü dilediğine verirsin, dilediğinden de onu çeker alırsın, dilediğini aziz edersin, dilediğini zelil edersin. Hayır, Senin elindedir. Muhakkak ki, Sen her şeye kâdirsin.”
Kullarının, Kendini tanıması için, Resûl-i Ekrem Muhammed Mustafa (s.a.s.) Efendimiz vasıtasıyla mesajını gönderen ve O’nun şahsında mü’minlere “gücünden” “güç” verendir O!

İbrâhîm sûresi (14), 1: “Elif, Lâm, Râ. Bu Kur’ân öyle büyük bir kitaptır ki, insanları Rablerinin izni ile karanlıklardan aydınlığa, her şeye galip ve hamde lâyık olan Allah’ın yoluna çıkarman için onu sana indirdik.”

Şuarâ sûresi (26), 217, 218: “Sen O, mutlak galip (Azîz) ve engin merhamet sahibine güvenip dayan. O ki, (gece namaza) kalktığın zaman seni görüyor.

Şuarâ sûresi (26), 220: “Çünkü, her şeyi işiten ve her şeyi bilen O’dur.”

Yûnus sûresi (10), 65: “(Habibim)! Onların lafları seni üzmesin. Çünkü şan ve şeref bütünüyle Allah’ındır. O her şeyi işitendir, hepsini bilendir.”

Münâfikûn sûresi (63), 8: “Diyorlar ki: “Andolsun, eğer Medine’ye dönersek, daha üstün olan, daha alçak olanı oradan mutlaka çıkaracaktır.” Üstünlük, ancak Allah’a, O’nun elçisine ve mü’minlere mahsustur. Fakat münafıklar bilmezler.”

El-Cabbar

Cebbâr; dilediğini her durumda gerçekleştiren; istediğini zorla yaptırmaya muktedir olan; yaratılmışların halini iyileştiren; parçalanmış, dağılmış ve bozulmuş olanı düzeltip onaran; her şeyi tasarrufu altına alan demektir. Allah Teâlâ, kırılanları onarır, eksikleri tamamlar, her türlü perişanlıkları düzeltir, yoluna koyar.

“Ya Cebbâr” ism-i şerifini vird edinen kimsenin emir ve isteklerine karşı konulmaz. Sözü dinlenen, sevilen, sayılan, yardım edilen ve yardım istenen, umulan, ümit edilen bir kimse haline gelir. Eğer bu ismi bir doktor veya bir sağlıkçı kendisine vird edinse, tedavi ettiği hastalar üzerinde daha çabuk neticeye ulaşır.

Kuran'ın İçinde El-Cebbâr Esması Geçen Ayetler:

Mâide Suresi 22. Ayet : Dediler ki, “Ey Mûsâ! Şüphesiz orada zorba bir kavim var. Muhakkak ki biz, onlar oradan çıkıncaya kadar asla oraya girmeyiz. Eğer oradan çıkarlarsa, o zaman elbette biz oraya gireriz.”

Hûd Suresi 59. Ayet : Ve işte Ad kavmi, Rab’lerinin âyetlerini bilerek inkâr ettiler ve O’nun resûllerine asi oldular (isyan ettiler). Ve azgın zorbaların hepsinin emrine tâbî oldular.

İbrâhîm Suresi 15. Ayet : Ve (Resûller) fetih istediler ve bütün zorba inatçılar kaybettiler.

Meryem Suresi 14. Ayet : Anne ve babasına karşı birr sahibiydi. Ve o, asi, cebbar değildi.

Meryem Suresi 32. Ayet : Ve anneme karşı birr sahibi olmayı (emretti). Ve beni, cebbar (zorba) şâkî kılmadı (yapmadı).

Şuarâ Suresi 130. Ayet : Ve yakaladığınız zaman cebirle (zorbalıkla) yakaladınız (zulmettiniz).

Kasas Suresi 19. Ayet : Böylece ikisinin de düşmanı olan adamı yakalamak istediği zaman: “Ey Musa! Dün öldürdüğün kişi gibi beni de öldürmek mi istiyorsun? Eğer (öldürmek) istiyorsan, o taktirde sen yeryüzünde sadece bir zorba olursun. Ve sen, barıştıranlardan olmak istemiyorsun.” dedi.

Mu’min Suresi 35. Ayet : Onlar kendilerine bir sultan (bir delil) gelmediği halde, Allah’ın âyetleri hakkında mücâdele ederler. Gadap, Allah’ın ve âmenû olanların (Allah’a ulaşmayı dileyenlerin) indinde büyük oldu. Allah bütün zorba mütekebbirlerin kalbinin üzerini işte böyle tabeder (açılmamak üzere mühürler).

Kaf Suresi 45. Ayet : Onların ne söylediklerini, en iyi Biz biliriz. Ve sen onların üzerine, cabbar (zorlayıcı) değilsin. Öyleyse Benim vaadimden (vaadettiğim cezadan, azaptan) korkanları Kur’ân ile ikaz et.

Haşr Suresi 23. Ayet : O Allah ki; O’ndan başka İlâh yoktur, Melik’tir (hükümrandır), Kuddüs’tür (mukaddestir), Selâm’dır (selâmete erdirendir), Mü’mindir (emniyet verendir), Müheymin’dir (koruyup gözetendir), Azîz’dir (yücedir), Cabbar’dır (cebredendir), Mütekebbir’dir (pek büyük olandır). Allah, şirk koşulan şeylerden münezzehtir (uzaktır). 

El-Mütekebbir

Mütekebbir; her zaman ve her yerde büyüklüğünü gösteren; zât ve sıfatlarının mâhiyeti bilinemeyecek kadar ulu, yaratılmışların sıfatlarından yüce olan; azgın ve zâlim insanları mutlak gücüne boyun eğmek zorunda bırakan demektir.

Büyüklük ve yücelik, ancak Allah’a mahsustur. İnsan çalışıp çabalamalı büyük adam olmalı, ama asla büyüklenmemelidir. Yaratılmışlar içinde ilk defa kendini büyük gören İblis olmuş ve bu durum onun lanetlenmesine, cehenneme girmesine sebep olmuştur.

Kuran'ın İçinde El-Mütekebbir Esması Geçen Ayetler:

Nahl Suresi 29. Ayet:

Haydi, orada ebediyyen kalmak üzere cehennemin kapılarından girin. Kibirlenenlerin (büyüklük taslayanların) kaldığı yer ne kötüdür.

Zumer Suresi 60. Ayet:

Ve kıyâmet günü, Allah’a karşı yalan söyleyenlerin yüzlerini kararmış görürsün. Kibirlenenlerin yeri cehennemde değil mi?

Zumer Suresi 72. Ayet:

(Onlara): “Orada ebediyyen kalmak üzere cehennemin kapılarından girin!” denildi. Artık kibirlenenlerin mesvası (kalacağı yer) ne kötü.

Mu’min Suresi 27. Ayet:

Ve Hz. Musa dedi ki: “Muhakkak ki ben, hesap gününe inanmayan, kibirlenenlerin hepsinden, senin de Rabbin olan Rabbime sığınırım.”

Mu’min Suresi 35. Ayet:

Onlar kendilerine bir sultan (bir delil) gelmediği halde, Allah’ın âyetleri hakkında mücâdele ederler. Gadap, Allah’ın ve âmenû olanların (Allah’a ulaşmayı dileyenlerin) indinde büyük oldu. Allah bütün zorba mütekebbirlerin kalbinin üzerini işte böyle tabeder (açılmamak üzere mühürler).

Mu’min Suresi 76. Ayet:

Ebediyyen orada kalmak üzere cehennemin kapılarından girin. Artık kibirlenenlerin kalacakları yer ne kötü.

Haşr Suresi 23. Ayet:

“O Allah ki; O’ndan başka İlâh yoktur, Melik’tir (hükümrandır), Kuddüs’tür (mukaddestir), Selâm’dır (selâmete erdirendir), Mü’mindir (emniyet verendir), Müheymin’dir (koruyup gözetendir), Azîz’dir (yücedir), Cabbar’dır (cebredendir), Mütekebbir’dir (pek büyük olandır). Allah, şirk koşulan şeylerden münezzehtir (uzaktır).”

El-Halık

Hâlık; her şeyi yaratan, yoktan var eden demektir. Allah Teâlâ, eşyayı, her hangi bir örneği ve benzeri olmadan yaratandır. Yarattığı her şeyi bütün ayrıntılarıyla bilir. Her şeyin varlığını, varlığı boyunca görüp geçireceği halleri bilir, olayları tayin ve tesbit eder, ona göre yaratır. Demek ki hâlık isminin iki anlamı vardır: birincisi; bir şeyin nasıl olacağını tayin ve tesbit etmek, ikincisi, o takdire uygun olarak o şeyi yaratmak, var etmek.

Allah Teâlâ, her şeyi ezelde takdir etmiş, takdir ettiklerinin zamanı gelince bunları yaratmış, varlık sahasına çıkarmıştır. O’nun ilim, irâde, takdir ve yaratmasından hiçbir şey uzak kalamaz.

El-Bâri

Bâri; bir örneği ve maddesi olmaksızın yaratan; evrenin bütün parçalarını âhenkli ve düzenli olarak meydana getiren demektir. Allah Teâlâ, zât ve sıfatları bakımından yaratılmışlara asla benzemez. Yarattığı her şeyi hiç bir modele bağlı kalmaksızın yarattığı gibi, tam bir uygunluk ve kusursuzluk halinde yaratmıştır.

Bir kulda bu isim tecellî edince, o kul yaptığı her şeyi adâletle, hakkâniyetle ve sağlam yapar.

Kuran'ın İçinde El-Bâri Esması Geçen Ayetler:

Azhab suresi 69 ayet

ا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ آذَوْا مُوسَى فَبَرَّأَهُ اللَّهُ مِمَّا قَالُوا وَكَانَ عِندَ اللَّهِ وَجِيهًا

Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tekûnû kellezîne âzev mûsâ fe berraehullâhu mimmâ kâlû, ve kâne indallâhi vecîhâ(vecîhen).

Haşer suresi 24. ayet

هُوَ اللَّهُ الْخَالِقُ الْبَارِئُ الْمُصَوِّرُ لَهُ الْأَسْمَاء الْحُسْنَى يُسَبِّحُ لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ

Huvallâhul hâlikul bâriul musavviru lehul esmâul husnâ, yusebbihu lehu mâ fîs semâvâti vel ard(ardı) ve huvel azîzul hakîm(hakîmu).

Bakara suresi 54. ayet

وَإِذْ قَالَ مُوسَى لِقَوْمِهِ يَا قَوْمِ إِنَّكُمْ ظَلَمْتُمْ أَنفُسَكُمْ بِاتِّخَاذِكُمُ الْعِجْلَ فَتُوبُواْ إِلَى بَارِئِكُمْ فَاقْتُلُواْ أَنفُسَكُمْ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ عِندَ بَارِئِكُمْ فَتَابَ عَلَيْكُمْ إِنَّهُ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ

Ve iz kâle mûsâ li kavmihî yâ kavmi innekum zalemtum enfusekum bittihâzikumul icle fe tûbû ilâ bâriikum faktulû enfusekum zâlikum hayrun lekum inde bâriikum fe tâbe aleykum innehu huvet tevvâbur rahîm(rahîmu).

 

El-Musavvir

Musavvir; varlıkları çeşitli şekillerde yaratan; yarattığı her varlığa ayrı bir şekil ve husûsiyet veren demektir. Hâlik, bâri ve musavvir isimlerinin üçü de yaratıcı anlamındadır. Bunlardan hâlik; bir örneği, eşi, benzeri olmaksızın ilk defa yaratan demektir. Bâri; yarattığı şeyi düzgün yaratan, yarattığı canlıları, organları yerli yerinde, uyumlu yaratan demektir.

Musavvir de; yarattığı her şeye ayrı bir şekil, biçim ve husûsiyet veren demektir. Yeryüzünde bulunan milyarlarca insanın her bir organının bir diğerine benzemeyişi, Allah’ın yaratıcılığının mükemmelliğine delildir. Bu isimden nasip alan kullar, Allah’ın yarattığı her şeye hayranlıkla ve ibretle bakarlar.

Kuran'ın İçinde El-Musâvvir Esması Geçen Ayetler:

(3:3) O, sizi rahimlerde dilediği gibi şekillendirendir. Ondan başka ilâh yoktur. O, mutlak güç, hüküm ve hikmet sâhibidir.

(59:24) O, yaratan, yoktan var eden, şekil veren Allah’tır. Güzel isimler O’nundur. Göklerdeki ve yerdeki her şey O’nu tesbih eder. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.         

El-Gaffâr

Gaffâr; dâimâ affeden; kullarının günahlarını örten, ayıp ve kusurlarını bağışlayan; tekrarlanan günahları bağışlayan; mağfireti, bağışlaması sonsuz olan demektir.

Mânevî kirlerden, günahlardan temizlenmek için Allah Teâlâ’ya istiğfar etmeli, mağfiret ve bağışlanma dilemeliyiz.

Kuran'ın İçinde El-Gâffar Esması Geçen Ayetler:

“Şüphe yok ki ben, tövbe edip inanan ve salih ameller işleyen, sonra da doğru yol üzere devam eden kimse için son derece affediciyim.”

Taha Suresi – 82. Ayet

De ki: “Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”

Zümer Suresi -53. Ayet

“Allah’tan bağışlama dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”

Nisa Suresi – 106. Ayet

El-Kahhâr

Kahhâr; yenilmeyen, yegane gâlip demektir.

Allah Teâlâ, her şeye, her istediğini yapacak şekilde gâlip ve hâkimdir. Kuvvet ve kudretiyle her şeyi içinden ve dışından kuşatmıştır. O’na karşı her şeyin boynu büküktür. Dilediğini istediği anda yok ve helak eder.

Her şeye, her istediğini yapabilecek şekilde hâkim ve galip olan manasına gelen “el-Kahhâr” ism-i şerifi, galip gelen ve kahreden anlamındaki “kahr” köküne dayanır. İsm-i şerif, Allah Teâlâ’nın, düşmanlarına karşı bellerini dahi kırarak çaresiz bırakacak şekilde galip geleceğini haber verir. Mevlâ Teâlâ’nın kahrı ve kudreti altında kıvranmayacak, gücü karşısında âciz kalmayacak hiçbir varlık mevcut değildir.

Kullar bu ism-i şerifin hakikatini düşünerek Allah Teâlâ’nın kahrından sakınmalı, buna sebep olabilecek şeylerin neler olduğunu öğrenerek o tür şeyleri yapmamaya gayret etmelidirler. Allah Teâlâ’dan daima bu ism-i şerifin hakikatlerini sezip anlayabilecek feraset istenmelidir.

Bir insan bilmelidir ki, en büyük düşmanı nefsidir. Nefs insana, aldatıcı olan şeytandan çok daha büyük bir düşmandır. Şeytanın burnunu sürtmek, günah işlemeye yönelik bir arzu uyandırdığında bundan uzak durmakla ve onun yerine Allah Teâlâ’nın rızasına uygun işler yapmakla mümkün olur.

Bunun tam aksi yönde bir hayat tarzını tercih edip zorbalık, azgınlık ve taşkınlık yapanlar, Allah Teâlâ’nın “el-Kahhâr” ism-i şerifinin manası doğrultusunda ağır, güçlüklerle dolu ve feci sonla neticelenecek durumlarla karşı karşıya kalırlar. Allah Teâlâ’nın: “…De ki: ‘Her şeyin Yaratıcısı ancak Allâh’tır! (İlâhlıkta tek olan) Vâhid de, (her istediğini herkese zorla da olsa yaptırabilen) Kahhâr da ancak O’dur!” (Ra’d Sûresi, 16) hitâbı, bu hakikatin, inkârı mümkün olmayacak şekilde ilânıdır.

Mevlâ Teâlâ, azap edeceği bazı toplumları, kahramanları galip getirerek ya da kendilerinden daha zalim bir kimseyi musallat ederek azaba duçar eder. Gerek bu kahramanların gerekse de zalimlerin eliyle gelen azap da Allah Teâlâ’nın takdiriyle, “el-Kahhâr” sıfatının bir tecellisiyle zahir olur.

El-Vehhab

Vehhâb; karşılık beklemeden bol bol veren; hibesi ve lütfu çok olan demektir.

Vehhâb, Allah’ın çok hîbe eden, çok fazla bağışlayan olduğu anlamına gelir. Hak sâhibi olmadıkları halde yarattıklarına çok çok verendir.

Çok fazla ihsan eden, çeşit çeşit nimetleri daima bağışlayan demektir.

Bol bol hediyeler veren.

Karşılıksız nimetler veren, çok fazla ihsan eden.

Allah Teâlâ, bağışı çok olandır, karşılıksız verendir, nimetlerinin ardı arkası kesilmeyendir. İnanan inanmayan ayırımı yapmaksızın bütün kullarına nimetlerini bol bol verendir. Rahmeti gereği lütfu bol olan ve hayırlı işlerde başarıya ulaştırandır.

Kuran'ın İçinde El-Vehhâb Esması Geçen Ayetler:

(3:8) Ey Rabbimiz! Bize ihsan ettiğin hidâyetten sonra kalblerimizi haktan saptırma, bize kendi katından rahmet ihsan eyle! Şüphesiz ki, Sen bol ihsan sâhibisin.

(38:9) Yoksa sana o Kur’ân’ı veren çok güçlü ve ihsan sâhibi Rabbinin hazineleri onların yanında mı?

(38:35) Süleyman: “Ey Rabbim! Beni bağışla ve bana öyle bir mülk ihsan et ki, ardımdan hiç kimseye yaraşmasın. Şüphesiz, bütün dilekleri veren sensin.” dedi.

Er-Rezzâk

Rezzâk; bedenlerin ve ruhların gıdasını, bütün yaratıklarının rızkını yaratıp veren demektir.

Allah Teâlâ, yarattığı bütün yaratıklarının rızkına kefildir. Yerde, gökte, yer altında, denizde vb. nerede canlı varsa hepsinin rızkını yaratan Allah Teâlâ’dır. Hepsinin rızkını tam vaktinde ve unutmadan verir. Ancak insanlara, yarattığı rızıkları meşrû yoldan arayıp bulmalarını emretmiştir. Bu isimden nasip alan kul, rızkın değil, Rezzâk’ın peşinden koşar. Her nimette O’nu hatırlar. Allah’ın cömertliğine hayran kalır.

Kuran'ın İçinde Er-Rezzâk Esması Geçen Ayetler:

10.ayette
“ O yeryüzünü canlıların altına serdi.

11.ayetde;
Orada meyveler ve tomurcuklu hurma ağaçları var.

12.ayetde;
“Çimlenen taneleri ve hoş kokulu bitkiler var.”

29.ayet
” Göklerde ve yerde bulunanların hepsi O’ndan ister. O her an yaratma halindedir.”

77.ayet ise;
“Artık Rabbimizin nimetlerinden hangisini inkâr edebilirsiniz.

78.inci olan son ayet ise;
“Azamet ve kerem sahibi Rabbinin adı ne yücedir.”

El-Fettâh

Fettâh; iyilik kapılarını açan; hakemlik yapan; bütün anlaşmazlıklarda hakemlik yaparak mutlak adâleti gerçekleştiren; zulme uğrayanlara yardım eden; mü’min kullarını zafere ulaştıran; mü’minlere mânevî kapıları açıp kalplerden kederleri gideren; her derde çare bulan; her türlü engelleri kaldıran demektir.

Allah Teâlâ, yürekten, tasaları, kederleri giderendir. İnsanı sıkıntılardan kurtarıp göğsüne genişlik verendir. Anlaşılması zor ilimlerin üzerindeki zorluğu gidererek anlaşılmasını kolaylaştırandır. Allah, insana hidâyet yollarını açar.

El-Alîm

Alîm, “bilgi sahibi”, “çok bilen” anlamına gelmektedir. Allah, her şey’i tam mânasıyla bilendir. Büyük- küçük, gizli veya açık, kalpten geçen veya sözde, dilde olan, dışa vurulan veya vurulmayan her şeyi en ince ayrıntısına kadar hakkıyla bilendir.

El-Alîm esmasının Anlamı : Bilgisi ezeli ve ebedi olan; olmuş ve ileride olacak; gizli, aşikar her şeyi en iyi bilen, kendisinden hiçbir şey gizlenemeyen, her şeyi hakkıyla bilen.

El-Âlim : العَلِيمُ  

Yüce Allah’ın “sübûtî sıfatları”ndan olan ilim sıfatının adı olan ALÎM ism-i şerifi Zât-ı İlâhînin her şeye şamil olan ilim, irade ve kudretini ifade eder. Çünkü bu üç sıfat birbirinden ayrılmaz.

Hiçbir şey Allah’ın ilminden gizlenemez. Onun ilminin hududu yoktur.

El-Kâbıd

Rızkı daraltan; canlıların ruhlarını alıp hayatlarına son veren demektir. Allah, Kâbıd ismi ile bazen lütuf ve ihsanını kulundan kısar, rızkını daraltır, onu muhtaç eder, rahat yaşamından mahrum bırakır ve yoksullaştırır. Bir kimse bu hale düştüğünde Kâbıd isminin tecellisine ayna olmuştur. Demek iflas eden, borcunu ödeyemeyen, malını kaybeden, işten çıkartılan, maddi sıkıntılar içinde daralan kimselerde Allah’ın Kâbıd ismi tecelli etmektedir.

Kuran'ın İçinde El-Kâbıd Esması Geçen Ayetler:

Allah, darlık da verir, genişlik de. Hepiniz O’na döndürülüp götürüleceksiniz.
Bakara-245

“De ki : Hakikaten Rabbim kullarından dilediği kimseye rızkı hem döşer, hem sıkar ve her neyi hayra sarfederseniz, O onun yerine başkasına verir, hem O rızık verenlerin en hayırlısıdır.”
Sebe-39

“Çaresiz sizleri biraz korku, biraz açlık, biraz maldan, candan ve ürünlerden eksiklik ile imtihan edeceğiz. Mujdele o sabırlıları.”
Bakara-155

Onlar ki, başlarına bir musibet geldiği vakit,  “Biz Allah’ın kullarıyız ve nihayet O’na döneceğiz” derler.
Bakara-156

De ki: “Ey mülkün sahibi Allah’ım! Dilediğine mülk verirsin, dilediğinden de mülkü çeker alırsın ve dilediğini yüceltir, dilediğini alçaltırsın. Hayır yalnız senin elindedir. Muhakkak ki sen, herşeye gücü yetensin.”
Âl-i İmran-26

“O canlar öldükleri zaman Allah alır, ölmeyenleri de uyuduklarından sonra üzerlerine ölüm hükmü verdiklerini alıkoyar da diğerlerini salıverir belirli bir süreye kadar. Şüphesiz ki bunda düşünecek bir kavim için ibretler vardır.”
Zümer-42

El-Bâsıt

Rızkı genişleten; ruhları bedenlerine dağıtan demektir. İstediğinin maddi ve manevi rızkını genişleten. Dilediğinin rızkını genişleten, ruhları veren. Allah’ın, her hayrı veren, lütuf ve rahmetini kullarına yayan yüce yaratıcı olduğunu ifade eder. Allah, insanlara rızık, neşe, rahatlık ve bolluk vererek onlara lütuf ve rahmetiyle muâmele etmektedir.

Kuran'ın İçinde El-Bâsıt Esması Geçen Ayetler:

Bakara Süresi 245. ayet

مَّن ذَا الَّذِي يُقْرِضُ اللّهَ قَرْضًا حَسَنًا فَيُضَاعِفَهُ لَهُ أَضْعَافًا كَثِيرَةً وَاللّهُ يَقْبِضُ وَيَبْسُطُ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

Okunuşu : Menzellezî yukridullâhe kardan hasenen fe yudâifehu lehû ed’âfen kesîrah(kesîraten), vallâhu yakbidu ve yebsut(yebsutu) ve ileyhi turceûn(turceûne).
Anlamı : Kim Allah’a güzel bir borç verirse, o taktirde, o (verdiği) kendisine kat kat çoğaltılarak ödenir. Ve Allah, (ilâhi kanun gereği kişinin rızkını) daraltır ve genişletir. Ve O’na döndürüleceksiniz.

İsra suresi 30. ayet

نَّ رَبَّكَ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَن يَشَاء وَيَقْدِرُ إِنَّهُ كَانَ بِعِبَادِهِ خَبِيرًا بَصِيرًا

Okunuşu : İnne rabbeke yebsutur rızka li men yeşâu ve yakdiru, innehu kâne bi ibâdihî habîran basîrâ(basîran).
Anlamı : Muhakkak ki Rabbin, dilediğine rızkı genişletir ve (ölçüsünü) taktir eder (daraltır). O, mutlaka kullarını gören ve (onlardan) haberdar olandır.

Rad suresi 26. ayet

اللّهُ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَاء وَيَقَدِرُ وَفَرِحُواْ بِالْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا فِي الآخِرَةِ إِلاَّ مَتَاعٌ

Okunuşu : Allâhu yebsutur rızka li men yeşâu ve yakdir(yakdiru), ve ferihû bil hayâtid dunyâ, ve mâl hayâtud dunyâ fîl âhırati illâ metâun.
Anlamı : Allah, dilediği kimseye rızkı genişletir ve daraltır. Onlar, dünya hayatı ile sevinirler (ferahlanırlar). Dünya hayatı, ahiret hayatı yanında (geçici) bir metadan başka bir şey değildir.

El-Hâfıd

Alçaltan; zillete düşüren; yukarıdan aşağıya indiren demektir.

Allah Teâlâ, istediği kulunu yukarıdan aşağı atıverir. Şan ve şeref sâhibi iken, rezîl ve rüsvây eder ve bu muamelesi çok defa, kendisini tanımıyan, emirlerini dinlemeyen âsiler, başkalarını beğenmiyen mütekebbirler ve hak, hukuk tanımayan zâlim zorbalar hakkında tecellî eder yüce yaradanımız…

Cenab-ı Hak buyuruyor:

“O aşağılatıcı, yücelticidir.”

Vakıa Suresi 3. Ayet

Er-Râfi

Yücelten, yükselten, yukarı kaldıran, şeref veren demektir.

Allah Teâlâ, dilediği kuluna şeref bahşederek yükseltir, diğer kullarından üstün kılar. Dilediğini zengin kılar, şerefli kılar, saygıdeğer kılar. Dilediğine îmân bahşeder, sâlih ameller işlemesine ve cennetine girmesine imkân verir. Bu ismi, “Hâfid” ismiyle beraber değerlendirmelidir. Râfi; dostlarının tâat ve amellerini kabul edip kendisine yaklaştıran, dünyada şerefli kılan demektir.

El-Mu’ız

Üstün kılan, izzet ve şeref veren; mülkü dilediğine veren demektir.

Muiz ve Muzil isimleri Kur’an’da isim olarak geçmez, sadece fiiil olarak geçer. Allah kimi yükseltmişse onu aziz, kimi de alçaltmışsa onu da zelil kılmıştır. Aziz veya zelil olmak dünyada geçekleştiği gibi âhirette de gerçekleşir. Muiz, düşmanlarına karşı dünyada dostlarına destek verip onları üstün kılan, âhirette de onları en güzel şekilde ağırlayı aziz kılandır.

Allah dostlarını,  kendisine ibadet ve itaat etmede başarılı kılarak onları onurlandırmış ve aziz kılmıştır. Zira Allah’a itaat etmekten daha üstün bir izzet yoktur.  Allah dostlarını: kanaatkarlıkla, amellerde samimi ve ihlaslı olmakla, nefislerinin arzu ve istelerini terk etmekle aziz kılmıştır.

Kuran'da Geçen El-Mu'ız Esmasının geçtiği Ayetler:

“De ki: “Ey mülkün sahibi Allah’ım! Sen mülkü dilediğine verirsin, dilediğinden de onu çeker alırsın, dilediğini aziz edersin, dilediğini zelil edersin. Hayır, Senin elindedir. Muhakkak ki, Sen her şeye kâdirsin.” 

Âl-i İmrân sûresi (3) 

“Ve o zaman meleklere: “Âdem’e secde edin!” dedik, hemen secde ettiler. Yalnız İblis dayattı, kibrine yediremedi, inkârcılardan oldu.” 

Bakara sûresi (2)

“(Allah) buyurdu: “Sana emrettiğim zaman, seni secde etmekten alıkoyan nedir?” (İblis): “Ben, dedi, ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın.” 

A’râf sûresi (7)

El-Müzil

Zillete düşüren, hor ve hakir kılan, rezil ve perişan eden, alçaltan demektir.

Dilediğini zelil edip alçaltan, süründüren, hor hakir eden. İstediğinden izzet ve şerefi çekip alan anlamlarına gelmektedir.

Gönülleri dünya hırsı ile yanıp tutuşan kişiler, Allah’ın zelil kıldıkla- rıdır. Bunların şiarı dünya çıkarı için nefsini alçaltmaktır. Bunlar yarın Allah’ın huzuruna yüzleri kararmış olarak çıkacaklardır. “Müzill” ismini, “Muizz” ismi ile beraber değerlendirmelidir.

Kuran'da Geçen El-Müzil Esması Geçen Ayetler:

Gâşiye sûresi (88), 2: “Yüzler var ki, o gün eğilmiş, zillete düşmüştür.”

Kasas sûresi (28), 76: “Karun, Musa’nın kavminden idi de, onlara karşı azgınlık etmişti. Biz ona öyle hazineler vermiştik ki, anahtarlarını güçlü kuvvetli bir topluluk zor taşırdı. Kavmi ona demişti ki: “Şımarma! Bil ki Allah şımarıkları sevmez.”

Ahkâf sûresi (46), 20: “İnkâr edenler ateşe arz edilecekleri gün onlara: “Siz dünya hayatınızda bütün güzel şeylerinizi harcadınız, onların zevkini sürdünüz, artık bugün yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamanız ve yoldan çıkmış olmanızdan dolayı aşağılayıcı bir azabla cezalandırılacaksınız.” (denir).”

Kasas sûresi (28), 83: “İşte ahiret yurdu! Biz onu yeryüzünde böbürlenmeyi ve bozgunculuğu arzulamayan kimselere veririz. (En güzel) akıbet, takva sahiplerinindir.”

Kıyâmet sûresi (75), 22, 23: “Yüzler var ki o gün ışıl ışıl parlar. Rabbine bakar.”

Es-Semi

Sonsuz işiten, her türlü kısıtlamadan yüce olarak gizli açık her şeyi işiten; işitilecek şeyler kendisine gizli kalmayan; dilek, dua ve yakarışları kabul eden demektir.

Allah Teâlâ, ister açık, ister gizli bütün sesleri, fısıltıları işitir. Kendisine içinden hamd edenin hamdini işiterek onu mükâfâtlandırır. Dua edenlerin dualarını kabul eder. Allah’ın işitmesi kullarınki gibi kulak ve ses gibi bazı vasıtalarla değildir.

Kuran'da Es-Semi Esması Geçen Ayetler:

Hani İbrahim ve İsmail, Kâbe’nin temellerini yükseltiyor (bir yandan da şöyle dua ediyorlardı:) “Rabbimiz bu ameli bizden kabul buyur. Şüphesiz ki sen, (işiten ve dualara icabet eden) Es-Semi’, (her şeyi bilen) El-Alîm’sin.” (2/Bakara 127)

Onlar birbirlerinden (türeyip) gelmiş bir zürriyettir. Allah (işiten ve dualara icabet eden) Semi’, (her şeyi bilen) Alîm’dir. (3/Âl-i İmran 34)

Şüphesiz ki Allah, emanetleri ehil olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletli olmanızı size emreder. Allah, bununla sizlere ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz Allah (işiten ve dualara icabet eden) Semi’, (her şeyi gören) Basîr’dir. (4/Nîsa 58)

Gecede ve gündüzde yerleşmiş ne varsa hepsi O’nundur. O, (işiten ve dualara icabet eden) Es-Semi’, (her şeyi bilen) El-Alîm’dir. (6/En'âm 13)

Yaşlılıkta bana İsmail ve İshak’ı veren Allah’a hamd olsun. Şüphesiz ki benim Rabbim, duayı işitendir/icabet edendir.” 
(14/İbrahîm 39)

El-Basîr

Sonsuz görücü; her şeyi gören, bilen; kendisinden hiç bir şey saklanamayan demektir.

her şeyi bütün incelikleriyle gören,Cenab-ı Hak,bütün varlıkları en küçük hareket ve davranışlarını,ima ve işaretlerini bilir ve görür.Onun görmesi için gece veya gündüz fark etmez,ışık veya karanlık gerekmez.Onun görmesi için göze veya başka bir alet ve cihazı ihtiyacı yoktur.Bütün kainatı ve içindekilerin hal ve davranışlarını avucunun içi gibi bilir ve görür,kontrolü altında tutar.

Nisa suresi 58. ayet

إِنَّ اللّهَ يَأْمُرُكُمْ أَن تُؤدُّواْ الأَمَانَاتِ إِلَى أَهْلِهَا وَإِذَا حَكَمْتُم بَيْنَ النَّاسِ أَن تَحْكُمُواْ بِالْعَدْلِ إِنَّ اللّهَ نِعِمَّا يَعِظُكُم بِهِ إِنَّ اللّهَ كَانَ سَمِيعًا بَصِيرًا

Okunuşu : İnnallâhe ye’murukum en tueddûl emânâti ilâ ehlihâ ve izâ hakemtum beynen nâsi en tahkumû bil adl (adli). İnnallâhe niımmâ yeızukum bihî. İnnallâhe kâne semîan basîrâ (basîran).
Anlamı : Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hakemlik yaptığınız zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki Allah, onunla (bununla) size ne güzel öğüt veriyor. Ve muhakkak ki Allah, en iyi işiten ve en iyi görendir.

İsra suresi 1. ayet

سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِّنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ آيَاتِنَا إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ

Okunuşu : Subhânellezî esrâ bi abdihî leylen minel mescidil harâmi ilâl mescidil aksallezî bâraknâ havlehu li nuriyehu min âyâtinâ, innehu huves semîul basîr (basîru).
Anlamı : Âyetlerimizi göstermek için, kulunu geceleyin Mescid-i Haram’dan, etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya yürüten Allah, Sübhan’dır (bütün noksanlıklardan münezzehtir). Muhakkak ki O, en iyi işiten, en iyi görendir.

Şura suresi 11. ayet

فَاطِرُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ جَعَلَ لَكُم مِّنْ أَنفُسِكُمْ أَزْوَاجًا وَمِنَ الْأَنْعَامِ أَزْوَاجًا يَذْرَؤُكُمْ فِيهِ لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَيْءٌ وَهُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ

Okunuşu : Fâtırus semâvâti vel ardı, ceale lekum min enfusikum ezvâcen ve minel en’âmi ezvâcâ (ezvâcen), yezraukum fîhi, leyse ke mislihî şey’un, ve huves semîul basîr (basîru).
Anlamı : Gökleri ve yeri yaratan, sizin nefslerinizden eşler kıldı ve hayvanlardan da eşler kıldı. Orada sizi çoğaltır, yayar. Hiçbir şey, O’nun gibi değildir. Ve O, en iyi işiten, en iyi görendir.

Şura suresi 27. ayet

وَلَوْ بَسَطَ اللَّهُ الرِّزْقَ لِعِبَادِهِ لَبَغَوْا فِي الْأَرْضِ وَلَكِن يُنَزِّلُ بِقَدَرٍ مَّا يَشَاء إِنَّهُ بِعِبَادِهِ خَبِيرٌ بَصِيرٌ

Okunuşu : Ve lev besetallâhur rızka li ibâdihî le begav fîl ardı ve lâkin yunezzilu bi kaderin mâ yeşâu, innehu bi ibâdihî habîrun basîr (basîrun).
Anlamı : Ve eğer Allah, kullarına rızkı genişletseydi, yeryüzünde mutlaka azarlardı. Fakat O, dilediği kadarını indirir. Muhakkak ki O, kullarından haberdardır, (onları) görendir.

El-Hakem

Hükmeden, hakkı yerine getiren; hüküm yetkisi kendisine ait olan; son hükmü verecek olan demektir.

Allah Teâlâ, hâkimdir. Her şeyin hükmünü O verir. Verdiği hükmü tamamiyle yerine getirir. O’nun hükmünü engelleyecek, bozacak, değiştirecek, geri bıraktıracak hiç kimse yoktur. Kıyâmet gününde Allah Teâlâ hükmünü verecek, adâlet tam olarak gerçekleşecek ve herkes hak ettiğinin karşılığını tam olarak alacaktır. Hiç kimseye en küçük bir haksızlık yapılmayacaktır.

Kuran'da Geçen El Hakem Esması Geçen Ayetler:

Hac suresi 69 ayet

اللَّهُ يَحْكُمُ بَيْنَكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فِيمَا كُنتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ

Okunuşu : Allâhu yahkumu beynekum yevmel kıyâmeti fîmâ kuntum fîhi tahtelifûn(tahtelifûne).
Anlamı : Allah, kıyâmet günü, hakkında ihtilâf etmiş olduğunuz şeyler konusunda sizin aranızda hükmedecek.

Enam suresi 114. ayet

أَفَغَيْرَ اللّهِ أَبْتَغِي حَكَمًا وَهُوَ الَّذِي أَنَزَلَ إِلَيْكُمُ الْكِتَابَ مُفَصَّلاً وَالَّذِينَ آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْلَمُونَ أَنَّهُ مُنَزَّلٌ مِّن رَّبِّكَ بِالْحَقِّ فَلاَ تَكُونَنَّ مِنَ الْمُمْتَرِينَ

Okunuşu : E fe gayrallâhi ebtegî hakemen ve huvellezî enzele ileykumul kitâbe mufassalâ(mufassalan), vellezîne âteynâhumul kitâbe ya’lemûne ennehu munezzelun min rabbike bil hakkı fe lâ tekûnenne minel mumterîn(mumterîne).
Anlamı : Artık Allah’tan başka bir hakem mi arayayım? Size Kitab’ı açıklanmış (tafsilatlı) olarak indiren O’dur. Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, O’nun, senin Rabbinden hak ile indirildiğini biliyorlar. O halde sakın sen, şüphe edenlerden olma!

Araf suresi 87. ayet

وَإِن كَانَ طَآئِفَةٌ مِّنكُمْ آمَنُواْ بِالَّذِي أُرْسِلْتُ بِهِ وَطَآئِفَةٌ لَّمْ يْؤْمِنُواْ فَاصْبِرُواْ حَتَّى يَحْكُمَ اللّهُ بَيْنَنَا وَهُوَ خَيْرُ الْحَاكِمِينَ

Okunuşu : Ve in kâne tâifetun minkum âmenû billezî ursiltu bihî ve tâifetun lem yu’minû fasbirû hattâ yahkumallâhu beynenâ, ve huve hayrul hâkimîn(hâkimîne).
Anlamı : Ve eğer içinizden bir kısmınız (bir grup), onunla gönderildiğim şeye inanır ve bir kısmınız (diğer bir grup) inanmazsa, o taktirde Allah, aramızda hüküm verinceye kadar sabredin. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır.

Nisa suresi 65. ayet

فَلاَ وَرَبِّكَ لاَ يُؤْمِنُونَ حَتَّىَ يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لاَ يَجِدُواْ فِي أَنفُسِهِمْ حَرَجًا مِّمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُواْ تَسْلِيمًا

Okunuşu : Fe lâ ve rabbike lâ yu’minûne hattâ yuhakkimûke fîmâ şecera beynehum, summe lâ yecidû fî enfusihim haracen mimmâ kadayte ve yusellimû teslîmâ(teslîmen).
Anlamı : Artık hayır, Rabbine andolsun ki, aralarında çekiştikleri şey hakkında, seni hakem tayin edip, sonra da senin verdiğin hükümden dolayı “içlerinde bir sıkıntı duymaksızın tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça” îmân etmiş olmazlar.

El-Adl

Mutlak adâlet sahibi, çok adâletli, asla zulmetmeyen; her şeyi yerli yerine koyan demektir.

Allah Teâlâ, çok adâletlidir. Hiç kimseye en küçük bir haksızlık yapmaz. Herkes neyi hak ettiyse, herkese hakkını tam olarak verir. Yaptığı her şey, akla, mantığa, hikmet ve maslahata uygundur. Bu isimden nasip alan kul, zulmün her çeşidinden kaçınır; kendi aleyhine bile olsa adâlet- ten ayrılmaz.

Kuran'da El-Adl Esması Geçen Ayetler:

“Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu görür.”
Zilzal-7-8

“Şüphesiz ki Allah, size adaleti, iyilik yapmayı ve yakınlara bakmayı emreder; hayasızlıktan, fenalıktan ve azgınlıktan nehyeder. Öğüt almanız için size böyle öğüt verir.”
Nahl-90

” Allah, size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz ki Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.”
Nisa-58

“Rabbinin sözü hem doğrulukça, hem de adaletçe tamamlanmıştır. O’nun sözlerini değiştirebilecek hiç kimse yoktur. O, işitendir, bilendir.”
En’am-115

“Biz, onda onların üzerine şöyle yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, dişe diş, yaralamada ödeşme. Kim de bu hakkını sadakasına sayarsa, o, günahlarının bağışlanmasına vesile olur. Her kim de Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmezse, onlar hep zalimlerdir.”
Maide-45

“Eğer inananlardan iki grup birbirleriyle savaşırlarsa aralarını düzeltin. Eğer biri ötekine karşı haddi aşarsa, Allah’ın buyruğuna dönünceye kadar haddi aşan tarafa karşı savaşın. Eğer (Allah’ın emrine) dönerse, artık aralarını adaletle düzeltin ve (onlara) adaletli davranın. Çünkü Allah, adaletli davrananları sever.”
Hucurat – 9

“Yetim malına, erginlik çağına erişene kadar en iyi şeklin dışında yaklaşmayın; ölçüyü ve tartıyı doğru yapın. Biz kişiye ancak gücünün yeteceği kadar yükleriz. Konuştuğunuzda, akraba bile olsa sözünüzde adil olun. Allah’ın ahdini yerine getirin. Allah size bunları öğüt almanız için buyurmaktadır.
En’am – 152

El-Latîf

Yaratılmışların ihtiyaçlarını en ince ayrıntıya varıncaya kadar bilip sezilmez yollarla karşılayan; kullarına yumuşaklıkla, lütuf ve ihsânıyla muâmele eden demektir.

Her işin inceliğini bilip, hiç umulmadık yoldan kullarına iyilik ulaştıran Latif’tir. Lütfü ve keremi bol olan O’dur. Rabbim sonsuz lütuf ve hikmet sahibi olandır. Rabbim sonsuz lütuf ve hikmet sahibi olandır. Allah Azze ve Celle gizli açık en ince işlerin detayını ayrıntısına kadar bilen, kalplerde olanı da bilen Latif’tir. En ince ayrıntılı gizli işlerden, tüm inceliklerine kadar bilen ve onlara çok kolaylıkla ulaşan Latif’tir. Kullarına hiç sevilmeyen yön ve yollardan onlara yararlar ulaştıran yüce yaratandır.

Kuran'da El-Latif Esması Geçen Ayetler:

“Rabbim dilediğine karşı lütufkardır. O her şeyi bilen, hikmet sahibidir.”
Yusuf – 10

“Allah kullarına karşı Latif’tir, dilediğini rızıklandırır. O, pek kuvvetlidir, üstün kudret sahibidir.”
Şûrâ-19

“Ey oğulcuğum! İşlediğin şey, bir hardal tanesi ağırlığınca olsa da, bir kayanın içinde veya göklerde yahut yerin derinliklerinde bulunsa, Allah onu getirip meydana kor. Doğrusu Allah Latif’tir, haberdardır.”
Lokman-16

“Sözünüzü ister gizleyin, ister açığa vurun; bilin ki O, kalplerin içindekini bilmektedir.”
Mülk-13

“Yaratan bilmez olur mu? O, Latif’tir, haberdardır.”
Mülk-14

“Gözler O’nu görmez, O bütün gözleri görür. O Latif’tir, haberdardır.”
Enam-103

“Oturun da evlerinizde okunan Allah’ın ayetlerini ve hikmeti anın. Şüphe yok ki, Allah latifdir, herşeyden haberdardır.”
Ahzab-34

“Allah’ın gökten indirdiği su ile yerin yemyeşil olduğunu görmez misin? Doğrusu Allah Latif’dir, haberdardır.”
Hacc-63

“Rabbim dilediğine karşı lütufkârdır. O her şeyi bilen, hikmet sahibidir.
Yusuf-10

El-Habîr

Her şeyi bilen, her şeyin iç yüzünden, gizli taraflarından haberdâr olan demektir. Kainattaki bütün gizli işlerden,  geçmiş ve gelecek de olan her şeyden haberdardır. Her şeyin iç yüzünden haberi olandır.

Kuran'da El-Habir Esması Geçen Ayetler:

“Ey iman edenler, Allah’tan korkun ve kişi yarın için önceden ne göndermiş baksın. Hem Allah’tan korkun çünkü Allah her ne yaparsanız şüphesiz haberdardır.“
Haşr Süresi : 18. Ayet

“Onlara yalvarsanız duanızı işitmezler, işitseler bile size karşılık veremezler. Kıyamet günü de (onları Allah’a) ortak koşmanızı kabullenmezler. Hiç kimse sana, her şeyden haberdar olan Allah gibi haber veremez.“
Fâtır suresi : 14. Ayet

“Ey insanlar! Şüphesiz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık, tanışmamız diye sizi kavim ve kabilelere ayırdık, Allah katında en değerli olanının O’na itaasizlikten en fazla sakınanınızdır. Allah her şeyi hakkıyla bilmektedir, her şeyden haberdardır.“
Hucurât Suresi : 13. Ayet

El-Halîm

Suçluların cezasını vermeye gücü yettiği hâlde cezalandırmayıp onlar hakkında yumuşak davranan, cezalarını geriye bırakan; acele ve kızgınlıkla muâmele etmeyen demektir.

"Şunu iyi bilin ki Allah gafûrdur, halîmdir."  (Bakara, 235)

"Allah, kesinlikle tam bir bilgi sahibidir, halîmdir." (Hac 59)

"Şüphesiz O, halîmdir, çok bağışlayıcıdır." (Fatır, 41)

El-Azîm

Büyük, yüce, ulu demektir. Allah Teâlâ, zât ve sıfatları bakımından en büyüktür.

Mutlak ve ekmel büyüklük Allah’a mahsustur. O, hiç bir şekilde âciz bırakılmayacak olan Kâdir-i mutlaktır. Akıl, O’nun büyüklüğünü idrâkten âcizdir.

“Azamet ve Kerem sahibi olan Azîm, Kerîm, kendisinden başka ilâh olmayan, ezelî ve ebedî hayat sahibi olan Hayy ve her şeyi ayakta tutan Kayyûm olan Allah’dan mağfiret diliyor ve tevbe ediyorum. O bütün ayıp, kusur ve kötülüklerden münezzeh olan Sübhan’dır.”

Namazlarımızda gerek rükuda gerek ise secdelerimizde Allah’ı tespih ederken,bu anlamda tespih eder, “Sübhane Rabbiye’l-Azim; Allah’ım! seni tesbih eder ve noksan sıfatlardan tenzih ederim;senin şanın ne yücedir. “veya “Sübhane Rabbiye’l-A’la;Allah’ım! Seni tesbih eder ve noksan sıfatlardan tenzih ederim; sen ne yüce, ne ulusun…” demekteyiz…

Bakara suresi 255. ayet

اللّهُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ لاَ تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلاَ نَوْمٌ لَّهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ مَن ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلاَّ بِإِذْنِهِ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلاَ يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِّنْ عِلْمِهِ إِلاَّ بِمَا شَاء وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ وَلاَ يَؤُودُهُ حِفْظُهُمَا وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ

Okunuşu : Allâhu lâ ilâhe illâ huvel hayyul kayyûm(kayyûmu), lâ te’huzuhu sinetun ve lâ nevm(nevmun), lehu mâ fîs semâvâti ve mâ fil ard(ardı), menzellezî yeşfeu indehû illâ bi iznih(iznihî) ya’lemu mâ beyne eydîhim ve mâ halfehum, ve lâ yuhîtûne bi şey’in min ilmihî illâ bi mâ şâe, vesia kursiyyuhus semâvâti vel ard(arda), ve lâ yeûduhu hıfzuhumâ ve huvel aliyyul azîm(azîmu).
Anlamı : Allah ki, O’ndan başka ilâh yoktur (Sadece O vardır). Hayy’dır Kayyum’dur. O’nu ne bir uyuklama ve ne de bir uyku hali tutmaz. Göklerde ve yerde olan herşey O’nundur. O’nun izni olmadan, O’nun katında kim şefaat etme yetkisine sahiptir? Onların önlerinde ve arkalarında olanları (geçmiş ve geleceklerini) bilir. Ve O’nun lminden, O’nun dilediğinden başka bir şey ihata edemezler (kavrayamazlar). O’nun kürsüsü gökleri ve yeri kaplamıştır. Ve o ikisini muhafaza etmek (yerlerin ve göklerin dengesini korumak, gözetmek), Kendisine zor gelmez ve O Alâ’dır (çok yücedir), Azîm’dir (çok büyüktür).

Şura suresi 4. ayet

لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ 

Okunuşu : Lehu mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard(ardı), ve huvel aliyyul azîm(azîmu).
Anlamı : Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. O, yücedir, büyüktür.

Vakıa suresi 74. ayet

فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظِيمِ

Okunuşu : Fe sebbih bismi rabbikel azîm(azîmi).
Anlamı : Artık Rabbini “Azîm” ismi ile tesbih et.

Vakıa suresi 96. ayet

فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظِيمِ

Okunuşu : Fe sebbih bismi rabbikel azîm(azîmi).
Anlamı : Artık Rabbini “Azîm” ismi ile tesbih et.

Hakka suresi 52. ayet

فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظِيمِ 

Okunuşu : Fe sebbıh bismi rabbikel azîm(azîmi).
Anlamı : O hâlde sen, yüce Rabbinin adıyla tespih et.

El-Gafûr

Günahları bağışlayan; affeden demektir. Allah Teâlâ’nın kullarına mağfireti pek çoktur. Bir kulun kusuru ne kadar büyük ve çok olursa olsun onları örtdüğü gibi meydana çıkarıp da sâhibini rezîl rüsva da etmez.

Kulların kusurlarını insanların gözünden saklayıp gizlediği gibi,melekût âlemi sâkinlerinin gözünden de saklayıp gizlemektedir.İnsanların görmediği bâzı şeyleri melekût âlemi sâkinleri görmektedirler. Gafûr esması kusurların onların gözünden de gizlenmesini ifade edip o manada kullanılır.

Kuran'da El-Gafûr Esması Geçen Ayetler

Bakara suresi 173. ayet

إِنَّمَا حَرَّمَ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةَ وَالدَّمَ وَلَحْمَ الْخِنزِيرِ وَمَا أُهِلَّ بِهِ لِغَيْرِ اللّهِ فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلاَ عَادٍ فَلا إِثْمَ عَلَيْهِ إِنَّ اللّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

Okunuşu : İnnemâ harrame aleykumul meytete ved deme ve lahmel hınzîri ve mâ uhille bihî li gayrillâh (gayrillâhi), fe menidturra gayra bâgin ve lâ âdin fe lâ isme aleyh (aleyhi), innallâhe gafûrun rahîm (rahîmun).
Anlamı : Fakat (Allah) size, sadece ölü hayvan etini, kanı ve domuz etini haram kıldı. Ve Allah’tan başkası için olanı (putlar ve şahıslar adına kesilen hayvanı) helâl kılmadı. Ama kim zarurette (açlıkta ve zor durumda) kalırsa, o taktirde (başkasının) hakkına el uzatmamak ve zaruret miktarını aşmamak (şartıyla) onun üzerine günah yoktur. Muhakkak ki Allah, Gafur’dur, Rahîm’dir.

Enfal suresi 69. ayet

فَكُلُواْ مِمَّا غَنِمْتُمْ حَلاَلاً طَيِّبًا وَاتَّقُواْ اللّهَ إِنَّ اللّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

Okunuşu : Fe kulû mimmâ ganimtum halâlen tayyiben vettekullâh (vettekullâhe), innallâhe gafûrun rahîm (rahîmun).
Anlamı : Artık ganimet olarak aldığınız şeylerden helâl ve temiz olarak yeyiniz! Ve Allah’a karşı takva sahibi olun. Muhakkak ki Allah; Gafur’dur (mağfiret edendir), Rahîm’dir (rahmet nuru gönderendir).

Nahl suresi 110. ayet

ثُمَّ إِنَّ رَبَّكَ لِلَّذِينَ هَاجَرُواْ مِن بَعْدِ مَا فُتِنُواْ ثُمَّ جَاهَدُواْ وَصَبَرُواْ إِنَّ رَبَّكَ مِن بَعْدِهَا لَغَفُورٌ رَّحِيمٌ

Okunuşu : Summe inne rabbeke lillezîne hâcerû min ba’di mâ futinû summe câhedû ve saberû inne rabbeke min ba’dihâ le gafûrun rahîm (rahîmun).
Anlamı : Daha sonra da muhakkak ki senin Rabbin, işkenceye uğratıldıktan sonra hicret (göç) edenlere sonra da cihad edip sabredenlere, şüphesiz (bütün) bunlardan sonra, elbette Gafur (mağfiret eden)’dur ve Rahîm (rahmet nuru gönderen)’dir.

Fussilet suresi 32. ayet

نُزُلًا مِّنْ غَفُورٍ رَّحِيمٍ

Okunuşu : Nuzulen min gafûrin rahîm (rahîmin).
Anlamı : Gafûr (mağfiret eden) ve Rahîm olan (Rahîm esmasıyla tecelli eden) (Allah) tarafından ziyafet (ikram) olarak.

Mümtehine suresi 7. ayet

عَسَى اللَّهُ أَن يَجْعَلَ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَ الَّذِينَ عَادَيْتُم مِّنْهُم مَّوَدَّةً وَاللَّهُ قَدِيرٌ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

Okunuşu : Asâllâhu en yec’ale beynekum ve beynellezîne âdeytum minhum meveddeten, vallâhu kadîrun, vallâhu gafûrun rahîm (rahîmun).
Anlamı : Allah’ın sizinle ve onlardan düşman olduğunuz kimseler arasında dostluk yaratması umulur. Ve Allah; Kaadir’dir (herşeye gücü yetendir). Ve Allah; Gafur’dur (mağfiret edendir), Rahîm’dir (Rahîm esması ile tecelli edendir).

Mümin suresi 3. ayet

غَافِرِ الذَّنبِ وَقَابِلِ التَّوْبِ شَدِيدِ الْعِقَابِ ذِي الطَّوْلِ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ إِلَيْهِ الْمَصِيرُ

Okunuşu : Gâfiriz zenbi ve kâbilit tevbi şedîdil ikâbi zît tavli, lâ ilâhe illâ huve, ileyhil masîr (masîru).
Anlamı : (O ki) günahları mağfiret eden, tövbeleri kabul eden, cezası şiddetli olan, ihsan, fazl ve kerem sahibi olandır. O’ndan başka İlâh yoktur. Dönüş, O’nadır.

Zümer suresi 53. ayet

قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَى أَنفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِن رَّحْمَةِ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًا إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ

Okunuşu : Kul yâ ıbâdiyellezîne esrefû alâ enfusihim lâ taknetû min rahmetillâhi, innallâhe yagfiruz zunûbe cemîâ (cemîan), innehu huvel gafûrur rahîm (rahîmu).
Anlamı : De ki: “Ey nefsleri üzerine israf yüklemiş (haddi aşmış) kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Muhakkak ki Allah, günahların hepsini mağfiret eder (sevaba çevirir). O, muhakkak ki O; Gafûr’dur (mağfiret eden), Rahîm’dir (rahmet nuru gönderen).”

Hicr suresi 49. ayet

نَبِّئْ عِبَادِي أَنِّي أَنَا الْغَفُورُ الرَّحِيمُ

Okunuşu : Nebbi’ ibâdî ennî enel gafûrur rahîm (rahîmu).
Anlamı : Kullarıma haber ver. Muhakkak ki; Ben Gafur’um (mağfiret edenim) ve Rahîm’im (rahmet edenim, rahmet nuru gönderenim).

Hac suresi 60. ayet

ذَلِكَ وَمَنْ عَاقَبَ بِمِثْلِ مَا عُوقِبَ بِهِ ثُمَّ بُغِيَ عَلَيْهِ لَيَنصُرَنَّهُ اللَّهُ إِنَّ اللَّهَ لَعَفُوٌّ غَفُورٌ

Okunuşu : Zâlike, ve men âkabe bi misli mâ ûkıbe bihî summe bugıye aleyhi le yansurennehullâhu, innallâhe le afuvvun gafûr (gafûrun).
Anlamı : Ve işte böyle, kim maruz kaldığı şey kadarı ile ikab eder (karşılık, ceza verir), sonra da ona azgınlık yapılırsa (haklarına tecavüz edilirse) Allah ona mutlaka yardım eder. Muhakkak ki Allah, af ve mağfiret edicidir (günahları sevaba çevirendir).

Taha suresi 82. ayet

وَإِنِّي لَغَفَّارٌ لِّمَن تَابَ وَآمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا ثُمَّ اهْتَدَى

Okunuşu : Ve innî le gaffârun li men tâbe ve âmene ve amile sâlihan summehtedâ.
Anlamı : Ve muhakkak ki Ben, (mürşidin önünde 12 ihsanla) tövbe edenler ve (ikinci defa) âmenû (kalbine îmân yazıldığı için îmânı artan mü’min) olanlar ve salih amel (zikir) yapanlar (nefsi ıslâh edici amel işleyenler) için mutlaka Gaffar’ım (onların günahlarını sevaba çevirenim). Sonra onlar, (Benim tarafımdan) hidayete erdirilir (ölmeden önce ruhları Allah’a ulaştırılır).

İsra suresi 25. ayet

رَّبُّكُمْ أَعْلَمُ بِمَا فِي نُفُوسِكُمْ إِن تَكُونُواْ صَالِحِينَ فَإِنَّهُ كَانَ لِلأَوَّابِينَ غَفُورًا

Okunuşu : Rabbukum a’lemu bi mâ fî nufûsikum, in tekûnû sâlihîne fe innehu kâne lil evvâbîne gafûrâ (gafûran).
Anlamı : Rabbiniz, nefslerinizde olanı (niyetinizi) daha iyi bilir. Eğer salihler olursanız, o taktirde muhakkak ki O, evvab olanlar (O’na yönelip, tövbe ederek ulaşanlar) için mağfiret edici olur.

Fatır suresi 30. ayet

لِيُوَفِّيَهُمْ أُجُورَهُمْ وَيَزِيدَهُم مِّن فَضْلِهِ إِنَّهُ غَفُورٌ شَكُورٌ

Okunuşu : Li yuveffîyehum ucûrahum ve yezîdehum min fadlihi, innehu gafûrun şekûr (şekûrun).
Anlamı: Onların ecirleri (mükâfatları) onlara vefa edilir (ödenir). Ve (Allah), onlara fazlından artırır. Muhakkak ki O; Gafûr’dur (mağfiret eden), Şekûr’dur (şükredilen).

Büruc suresi 14. ayet

وَهُوَ الْغَفُورُ الْوَدُودُ

Okunuşu : Ve huvel gafûrul vedûd (vedûdu).
Anlamı : Ve O, Gafur’dur (mağfiret edendir), Vedûd’dur (çok sevendir).

Teğabun suresi 14. ayet

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّ مِنْ أَزْوَاجِكُمْ وَأَوْلَادِكُمْ عَدُوًّا لَّكُمْ فَاحْذَرُوهُمْ وَإِن تَعْفُوا وَتَصْفَحُوا وَتَغْفِرُوا فَإِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

Okunuşu : Yâ eyhuhâllezîne âmenû inne min ezvâcikum ve evlâdikum aduvven lekum fahzerûhum, ve in ta’fû ve tasfehû ve tagfirû fe innallâhe gafûrun rahîm (rahîmun).
Anlamı : Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı dileyenler)! Muhakkak ki, sizin zevcelerinizden ve evlâtlarınızdan size düşman olanlar vardır. Artık onlardan sakının. Ve eğer onları affeder, kusurlarına bakmazsanız ve bağışlarsanız, o taktirde muhakkak ki Allah; Gafur’dur, Rahîm’dir.

Şura suresi 43. ayet

وَلَمَن صَبَرَ وَغَفَرَ إِنَّ ذَلِكَ لَمِنْ عَزْمِ الْأُمُورِ

Okunuşu : Ve le men sabere ve gafere inne zâlike le min azmil umûr (umûri).
Anlamı : Ve elbette kim sabreder ve bağışlarsa muhakkak ki bu, gerçekten azîm (büyük) işlerdendir.

Eş-Şekûr

Az iyiliğe çok mükâfât veren; kendi rızası için yapılan iyilikleri fazlasıyla mükâfâtlandıran demektir.

Allah Teâlâ, kulların işlediği ibâdet ve iyilikleri fazlasıyla karşılayandır. Kul, Allah’ın verdiği nimetlere şükürle karşılık vermelidir. Kul şükrederse, Allah onun şükrünü karşılıksız bırakmaz, fazlasıyla mükâfâtlandırır.

Şükür, iyiliği, iyilikle karşılamak anlamındadır. Şükür her daim Allah’u Teâlâ’ya karşı kulun yapması gereken bir görevidir.

Şekûr ise, az tâat karşılığında çok büyük dereceler veren, sayılı günlerde yapılan amel karşılığında âhiret âleminde sonsuz nimetler lûtfeden ErRahim’dir. Bununda Allah’dan başka hakikî sâhip yoktur ve olamazda. Allah tektir. Ahiretteki Rahimimiz’dir.

Kuran'da Eş-Şekûr Esması Geçen Ayetler:

“Eğer Allah’a güzel bir borç verecek olursanız, onu sizin için kat kat artırır ve sizi bağışlar. Allah Şekûr’dur, Halîm’dir.” (Teğâbün Sûresi, 64/17)

“And olsun ki, şükrederseniz elbette size daha fazla veririm. Ve eğer nankörlük ederseniz, haberiniz olsun ki azabım çok şiddetlidir.” (İbrahim Sûresi, 14/7)

El-Aliyy

İsminin anlamı üstündür. Allah’u Teâla Azze ve Celle her şeyden üstün ve yücedir. Allah Azze ve celle pek yüce pek yüksektir. Cenab-ı Zül Celâl çok yüce. O yüceler yücesidir. İzzet, şeref ve hükümranlık açısından o yücelerin yücesi olan Aliyy’dir. Allah’u Teâla pek yücedir. Uluhiyet sahibi olanda yalnızca O’dur. 

Kuran'da El-aliyy Esması Geçen Ayetler:

“Çünkü Allah hakkın ta kendisidir. O’nun dışında, onların taptıkları ise bâtılın ta kendisidir. Gerçekten Allah Aliyy’dir, Kebîr’dir.”

Hac suresi : 62. Ayet

“Allah bir insanla ancak vahiy yoluyla veya perde arkasından konuşur, yahut bir elçi gönderip izniyle ona dilediğimi vahyeder.O yücedir, hakîmdir.”

Şûrâ suresi: 51. Ayet

 “O, yücedir, büyüktür.”

Bakara Suresi: 255. Ayet

El-Kebîr

Büyük ve ulu demektir. Allah Teâlâ, her hususta insanların kavrayamayacağı kadar ulu ve büyüktür. Zâtının ve sıfatlarının mâhiyeti bilinemeyecek kadar uludur. Mutlak büyüktür. Kudret ve hükümranlığı sınırsızdır. Hiç bir şeye muhtaç değildir. Yaratılmışlara benzemez. O’nun büyüklüğü, mekâna bağlı bir büyüklük değildir. O, bundan münezzehtir.

“O, gaybı da, müsahede edileni de bilendir. Pek büyüktür, yücedir.” (Ra’d, 9)

“Doğrusu Allah Yücedir, büyüktür.” (Nisa, 34)

“Gerçekten Allah, Yücedir, büyüktür.” (Hacc, 62)

“Şüphesiz Allah, Yücedir, büyüktür.” (Lokman, 30)

“O, çok Yücedir, çok büyüktür.” (Sebe, 23)

“Artık hüküm, Yüce, büyük olan Allah’ındır.” (Mumin, 12)

Kuran'da El-Kebir Esması Geçen Ayetler:

(13:9) Allah görünmeyeni de bilir, görüneni de. Büyüktür ve yücelerden yücedir.

(22:62) (Bu sonsuz güç şundandır:) Çünkü Allah, varlığı kendinden olan Hak’tır. Müşriklerin O’nu bırakıp da tapındıkları putlarsa hep bâtıldır. Şüphesiz Allah, yücedir, büyüktür.

(31:30) Bu da şundandır ki, Allah hakkın ta kendisidir. (İnsanların) O’ndan başka taptıklarıysa mutlaka bâtıldır. Şüphesiz ki Allah çok yücedir, çok büyüktür.

(34:23) Allah’ın huzurunda şefaat da fayda vermez. Ancak izin verdiği kimseninki müstesnâ. Nihâyet kalblerinden dehşet giderildiği zaman “Rabbiniz ne buyurdu?” derler. (Şefaat sâhipleri de): “Hakkı söyledi” derler. O, her şeyden yüksek ve büyüktür.

(40:12) (Onlara şöyle cevap verilir): “Bu azâb size şundandır: Tek Allah’a dâvet edildiğinizde inkâr ettiniz. Ama O’na ortak koşulunca inandınız. Artık hüküm, o yüce ve büyük Allah’ındır.”

El-Hafîz

Koruyup gözeten; kendisinden gizli hiç bir şey olmayan demektir. Allah Teâlâ, evrenin düzenini koruyup sürdürendir. Her şeyi eksiksiz kaydedip hesaba çekmek üzere koruyandır. İnsanların niyetlerini ve bütün sırlarını bilendir. İnsanların söz ve hareketlerini melekler aracılığıyla tesbit ve tescil ettirendir. Dostlarını kötülüklerden koruyandır.

Kuran'da El-hafiz Esması Geçen Ayetler:

“Ve itaatten çıkmış her azgın şeytandan koruduk;” (Saffat,7)

“…Senin Rabbin, herşeyin üzerinde gözetici-koruyucudur.” (Sebe,21)

“O’nun (insanın) önünden ve arkasından izleyenleri vardır, onu Allah’ın emriyle gözetip-korumaktadırlar.” (Ra’d,11)

El-Mukît

Her yaratılmışın rızkını ihsan eder. Bedenlerin ve ruhların gıdasını yaratıp veren, gücü yeten ve koruyan anlamındadır.

Gıdalandıran, besleyen, bakıp gözeten, muktedir olan, her şeyin karşılığını veren, gözetici ve şahit olan Yüce Mevlamızdır.

Her yaratılmışın azığını ve gıdasını tayin eden, azıkları beden ve kalblere gönderen Yüce Yaradanımızdır.

Bu mânaya göre Mukît, Rezzak mânasınadır.Yalnız Mukît, Rezzâk’tan daha hususîdir. Rezzak, azık olanı da olmayanı da içine alır.

Kuran'da El-Mukit Esması Geçen Ayetler:

Fâtır sûresi (35), 3: “Ey insanlar! Allah’ın üzerinizdeki nimetini anın. Allah’tan başka bir yaratıcı mı var? O size gökten ve yerden rızık verir. O’ndan başka ilâh yoktur. O halde (haktan) nasıl çevrilirsiniz?”

Kadir sûresi (97), 1-5: “Biz o (Kur’ân)nu Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen nereden bileceksin? Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır. Melekler ve Ruh (Cebrail veya Ruh adındaki melek) o gece Rablerinin izniyle, her iş için inerler. O gece, tanyeri ağarıncaya kadar süren bir selâmettir.”

El-Hasib

Bütün varlıkların hayatları boyunca gizli ve açık yapıp ettikleri bütün iş ve davranışlarının kayıt alıp çetelesini tutan; hesabını gören ve herşeye gücü yeten anlamına gelmektedir.

Allah Teâlâ, herkesin hayatı boyunca yapıp ettiklerinin bütün ayrıntılarıyla hesabını iyi bilendir. Bütün kullarını yaptıklarından dolayı veya yapmaları gerekenleri yapmadıklarından dolayı çok ayrıntılı bir şekilde hesaba çekecek ve herkesin hak ettiğini tam olarak verecektir.

Kuran'da El-Hasib Esması Geçen Ayetler:

“…Hesap görücü olarak Allah yeter.” (Nisa, 6)

“…Şüphesiz, Allah her şeyin hesabını tam olarak yapandır.” (Nisa, 86)

“…Ve O, hesap görenlerin en süratli olanıdır.” (Enam, 62)

“… Allah, hesabı pek seri görendir.”          (Bakara, 202)

El-Celil

Azamet ve ululuk sahibi demektir. Allah Teâlâ, bütün sınırlama ve benzerlikleri aşan bir yüceliğe sahiptir. Değer ve mertebece en yüce olandır. Mü’minleri yücelten, amellerini kabul edip mükâfâtlarını artırandır. O, zât, sıfat ve fiilleri itibariyle en büyüktür. O’nun büyüklüğü hacim itibariyle değildir; şân, şeref ve yücelik itibariyledir.

Kuranda El-Celil Esması Geçen Ayetler:

“Celal ve ikram sahibi Rabbinin zâtı bâki kalacak” (Rahman, 27)

“Celal ve ikram sahibi Rabbinin adı yücelerden yücedir.” (Rahman, 78)

El-Kerim

İhsânı, in’âmı, lütfu, keremi bol olan, sonsuz cömert demektir. 

Allah Teâlâ, her türlü faziletin sahibidir. Hiç bir karşılık beklemeden verendir. Yardımı ve ikrâmı sonsuz ve sınırsızdır. Muktedirken, affedendir. Va’dini yerine getirendir. Kendisine sığınanı yüz üstü bırakmayandır. Az da olsa işlenen iyi ameli kabul eden, karşılığını fazlasıyla verendir. Bu isimden nasip alan kul, cimriliğin her çeşidinden kurtulur. Allah’ın kendisine verdiği nimetleri diğer kullarıyla paylaşmasını bilir. Şahsiyetini zedeleyecek her türlü rezillikten kurtulur.

Kuran'da El-Kerim Esması Geçen Ayetler

“Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur; nankörlük edene gelince, o bilsin ki Rabbim müstağnidir, çok kerem sahibidir.”
Neml-40

Rabbimizin vermiş olduğu rızıklara ve bütün nimetlerine karşı şükür etmek bizim kulluk vazifemizdir. Rabbim bizlere sayısız nimetler vererek bizleri yedirir, içirir. Rabbim insanlara karşı çok cömert davranır. Verirken bol ve geniş rızıklar nimetler ihsan eder. Bizlerde bütün bunlara karşılık gördüğümüz yediğimiz nimetlere karşı Rabbimize, Kerim ismini zikredek şükredelim.

“Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap’da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim’dir.”
Vakıa-77-80

Kuran- Kerim dünya semasına Cebrail aracılığıyla peygamberimize naklen ayet ayet inmiştir. Kuran kalplere şifadır. Yüce kitabımız bizler için çok kıymetlidir çünkü Rabbimizin kelamı, sözleri içinde saklıdır. Allah’u Teâla’da bunu Kerim ismiyle açıklamıştır. Son ilahi din islam, son ilahi kitap kıyamete kadar geçerli olacak hak kitap ise yalnızca Kuran’dır. Hikmet ve sırları içinde barındıran hak kitabımız yüce Kuran-ı Kerim‘dir.

Rabbim okuyup anlayasınız bunun emirlerine göre yaşantınızı sürdürmen için bu dünya ve ahiret alemi konusunda nasıl çalışmamız gerektiğini ayetleriyle bizlere açıklıyor.

“Oku! İnsana bilmediklerini belleten, kalemle (yazmayı) öğreten Rabbin, en büyük kerem sahibidir.”
Alak-3-5

“Hem size istediğiniz şeylerin hepsinden verdi; öyle ki, Allah’ın nimetini saysanız onu bitiremezsiniz. Gerçekten insan çok zalim, çok nankördür.”
İbrahim-34

Rabbim her bir azamızı latifemizi yerli yerinde yaratmıştır. Buna ne kadar şükretsek az kalır. Aklı yaratmış düşünüp okuyup doğru yolu bulasınız diye. Gözü yaratmış iyi kötü güzel çirkin her şeyi göreseniz diye. Kulakları yaratmış işitip duymak için. Dilimizi yaratmış beynimizdem kalbimizden geçenleri düşünüp konuşarak anlatın dile getirin diye.
İşte bütün bunlar Kerim isminin tecellisidir.

“Ancak tevbe ve iman edip iyi davranışlarda bulunanlar başka; Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah çok bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir.”
Furkan-7

Er-Rakib

Gözetleyip kontrol eden. Bakıp gözeten ve kendisinden hiçbir şey gizlenemeyen. Bütün varlıklar üzerinde gözcü, bütün işler murakabesi altında bulunan. Bir şey’i koruyan ve devamlı kontrol altında bulundurana Rakîb derler; bu da bilgi ve muhafaza ile olur.

Allah Teâlâ, yaratıklarından bir an bile gâfil değildir. Kim ne yaparsa onu görür ve bilir. Hiçbir şey Allah’tan gizli kalmaz. Bütün varlıklar üzerinde gözcüdür, gözetleyicidir. Bütün işler O’nun denetimi ve gözetimi altında meydana gelmektedir. O, bütün olan bitenlere şahittir. Herkese yaptığının karşılığını verir.

Kuran'da Er-Rakib Esmasından 1 tane Ayet:

“Rabbimiz! Doğrusu Sen gizlediğimizi de, açığa vurduğumuzu da bilirsin.Yerde ve gökte hiçbir şey Senden gizli kalmaz.”

İbrahim Suresi : 38. Ayet

El-Mucîb

Kendine yalvaranların isteklerini veren; kullarının dileklerine ve dualarına karşılık veren demektir. 

Allah Teâlâ, kullarına, onlardan daha yakındır. Kendine yalvaranları işitir, bilir ve onların isteklerini verir. İnsanın duâya şiddetle ihtiyacı vardır. Duâ, bir bakıma ibâdettir. Duâdan mahrum kalmamak lazımdır.

Kuran'da El-Mucip Esması Geçen Ayetler:

“Bana dua ediniz ki size icabet edeyim.” (Ğâfir, 60),

“Rabbinize yalvara yalvara ve için için dua ediniz.” (A’râf, 55), 

“Yoksa sıkıntıya düşen kimseye, kendisine dua ettiği zaman icabet eden mi?” (Neml, 62), 

“De ki: Duanız olmasa Rabbim size ne kıymet verir?” (Furkan, 77), 

“Hiç olmazsa böyle şiddetimiz geldiği zaman bari yalvarsaydılar. Fakat onların kalbleri katılaşmıştır.”(En’âm,43)

El-Vâsi

Nimeti bol olan, İlmi, rahmeti, kudreti, af ve mağfireti geniş ve sonsuz olan. Sonsuz genişlik ve tahammül sahibi; ilim ve ihsanı her şeyi içine alan manasını içerir.

Allah Teâlâ, kullarına bolca ihsân eden, rızıklarını genişletendir. Allah ilim, lütuf ve ihsânı ile her şeyi kuşatmıştır. Nimetlerinin bir kısmı fayda sağlayan türden, diğer bir kısmı da zararları gideren türdendir.

Kuran'da El-Vâsi Esması geçen Ayetler:

“Sizin ilâhınız, ancak kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayan Allah’tır. Onun ilmi her şeyi kuşatmıştır.”

Tâ-Hâ Sûresi : 98. Ayet

“Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yedi başak veren ve her başakta yüz dâne bulunan tohuma benzer, Allah dilediğine kat kat verir: zira Allah, Vasi’dir, Âlîm’dir.”

Bakara Süresi : 261.Ayet

“Yarattıklarına maddi ve manevi genişlik verendir.”

Bakara Süresi : 247. Ayet

El-Hakim

Her iş ve emrinde hüküm ve hikmet sahibi, gerekeni en güzel şekilde yapan anlamındadır. 

Bütün işleri hikmetli olan Allah Hakîm’dir. Faydasız, boş ve tesadüfî bir işi bulunmaz.Olmazda hiç şüphesiz. Her emir ve filinin her yönüyle sonsuz  ve maslahatları vardır. Her yarattığı mahlûk, her yaptığı iş bütün kâinat nizamı ile alâkalı hâldir.Kâinatın umumî nizamı ile tenâkuz teşkil eden hiçbir hâdise, bir mahlûk, bir iş yoktur da olamazda hasbel kader…

Kuran'da El-Hakîm Esması Geçen Ayetler:

“Kullarının üstünde kâhir (galip) O’dur. Hikmet sahibi,her şeyden haberdar olan O’dur.”
En’am Suresi: 18. Ayet

“Allah hükmedenlerin hâkimi değil midir? ”
Tin Süresi : 8. Ayet

“O, Aziz, Hakim’dir.”
Haşr Suresi : 24

El-Vedûd

Çok seven ve çok sevilen; sevilmeye lâyık olan demektir.

Allah Teâlâ, sâlih kullarını sever, sâlih kulları da Allah’ı sever. Sâlih kullarından râzıdır. Allah yaratılmış bütün varlıkların hayrını ister. Bu nedenle onlara ihsân ve ikrâmlarda bulunur. Sevilmeye en çok lâyık olan da O’dur. Her mü’minin hedefi Allah dostluğunu kazanabilmek olmalıdır. Bunun için her türlü fedakârlığa katlanmalıdır.

Kuran'da El-Vedûd Esması Geçen Ayetler

“En güzel isimler Allah’ındır. O’na o güzel isimleriyle dua edin ve O’nun isimleri hakkında gerçeği çarpıtanları bırakın. Onlar yaptıklarının cezasına çarptırılacaklardır.”
Araf Suresi 180. Ayet

“Rabbinizden af dileyin, sonra günahlarınızdan tövbe edip O’na sığının. Çünkü Rabbim Rahim’dir, Vedud’dur.”
Hud Suresi : 90. Ayet

“O çok bağışlayan ve çok sevendir.”
Buruc Suresi : 14. Ayet

El-Mecîd

Şânı büyük, yüksek; lütuf ve ikrâmı bol demektir. Şeref sahibi. Azameti, kadri, şanı büyük, vermesi bol, zati şerefli, işleri güzel olan anlamı içerir. Azamet ve kudretinden dolayı yaklaşılamaz olmak manasına gelir. Yüksek huylarından, güzel işlerinden dolayı övülüp sevilmek anlamına gelir.

Kuran'da El-Mecîd Esması geneç Ayetler:

Hud suresi 73. ayet

قَالُواْ أَتَعْجَبِينَ مِنْ أَمْرِ اللّهِ رَحْمَتُ اللّهِ وَبَرَكَاتُهُ عَلَيْكُمْ أَهْلَ الْبَيْتِ إِنَّهُ حَمِيدٌ مَّجِيدٌ

Okunuşu : Kâlû e ta’cebîne min emrillâhi rahmetullâhi ve berakâtuhu aleykum ehlel beyt (beyti), innehu hamîdun mecîd (mecîdun).
Anlamı : (Melekler) dediler ki: “Allah’ın emrine mi şaşırıyorsun? Ey ev halkı, Allah’ın rahmeti ve bereketi sizin üzerinize!” Muhakkak ki O, Hamîd’dir (çok övülen, çok hamdedilendir), Mecîd’dir (şanı, yüce olandır).

Buruc suresi 15. ayet

ذُو الْعَرْشِ الْمَجِيدُ

Okunuşu :Zul arşil mecîd (mecîdu).
Anlamı : (O), Arşın Sahibi’dir, Mecid’dir (çok yüce ve şereflidir).

El-Bâis

El-Bais; öldükten sonra dirilten O’dur. Kullarını gafletten uyandırmak için onlara peygamberler gönderen, elçilerle ve gönderdiği kitaplar ile  ruhları uyandıran, kıyamet gününde ahiret hayatını başlatmak üzere ölüleri dirilten ve kabirlerinden çıkararak, yeniden hayata döndüren demektir.

Allah Teâlâ, öldükten sonra diriltendir. İnsanlar ölüp toprak olduktan sonra onları diriltecek, kabirlerinden çıkaracak, mahşerde toplayacak, çok ayrıntılı bir şekilde hesaba çekecektir. Allah Teâlâ, aynı zamanda insanlara doğru yolu göstermek üzere Peygamberler gönderendir. Peygamberlere uyanlar kurtulacak, uymayanlar azâbı hak edeceklerdir.

 

Bakara Suresi 56. Ayet:
Sonra, şükredesiniz diye ölümünüzün ardından sizi tekrar dirilttik.

Bakara Suresi 213. Ayet:
İnsanlar tek bir ümmetti. Allah, müjdeciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdi ve beraberlerinde, insanların anlaşmazlığa düştükleri şeyler konusunda, aralarında hüküm vermek üzere kitapları hak olarak indirdi. Kendilerine apaçık âyetler geldikten sonra o konuda ancak; kitap verilenler, aralarındaki kıskançlık yüzünden anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah iman edenleri, kendi izniyle, onların hakkında ayrılığa düştükleri gerçeğe iletti. Allah, dilediğini doğru yola iletir.

Bakara Suresi 259. Ayet:
Yahut altı üstüne gelmiş (ıpıssız duran) bir şehre uğrayan kimseyi görmedin mi? O, “Allah, burayı ölümünden sonra nasıl diriltecek (acaba)?” demişti. Bunun üzerine, Allah onu öldürüp yüzyıl ölü bıraktı, sonra diriltti ve ona sordu: “Ne kadar (ölü) kaldın?” O, “Bir gün veya bir günden daha az kaldım” diye cevap verdi. Allah, şöyle dedi: “Hayır, yüz sene kaldın. Böyle iken yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamış. Bir de eşeğine bak! (Böyle yapmamız) seni insanlara ibret belgesi kılmamız içindir. (Eşeğin) kemikler(in)e de bak, nasıl onları bir araya getiriyor, sonra onlara nasıl et giydiriyoruz?” Kendisine bütün bunlar apaçık belli olunca, şöyle dedi: “Şimdi, biliyorum ki; şüphesiz Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.”

Nahl Suresi 36. Ayet:
Andolsun biz, her ümmete, “Allah’a kulluk edin, tâğûttan kaçının” diye peygamber gönderdik. Allah, onlardan kimini doğru yola iletti; onlardan kimine de (kendi iradeleri sebebiyle) sapıklık hak oldu. Şimdi yeryüzünde dolaşın da peygamberleri yalanlayanların sonunun ne olduğunu görün.

Nahl Suresi 84. Ayet:
Kıyamet günü her ümmetten bir şahit göndereceğiz; sonra inkâr edenlere ne (özür dilemeleri için) izin verilecek, ne de Allah’ın rızasını kazandıracak amelleri işleme istekleri kabul edilecek.

İsra Suresi 5. Ayet:
Nihayet bu iki bozgunculuktan ilkinin zamanı gelince (sizi cezalandırmak için) üzerinize, pek güçlü olan birtakım kullarımızı gönderdik. Onlar evlerinizin arasına kadar sokuldular. Bu, herhâlde yerine gelmesi gereken bir va’d idi.

İsra Suresi 15. Ayet:
Kim doğru yolu bulmuşsa, ancak kendisi için bulmuştur; kim de sapıtmışsa kendi aleyhine sapıtmıştır. Hiçbir günahkâr, başka bir günahkârın günah yükünü yüklenmez. Biz, bir peygamber göndermedikçe azap edici değiliz.

Yunus Suresi 74. Ayet:
Sonra, onun ardından birçok peygamberi kendi toplumlarına gönderdik. Onlara apaçık mucizeler getirdiler. Fakat onlar önceden yalanlamakta oldukları şeye inanacak değillerdi. İşte biz haddi aşanların kalplerini böylece mühürleriz.

Kehf Suresi 19. Ayet:
Böylece biz, birbirlerine sorsunlar diye onları uyandırdık. İçlerinden biri: “Ne kadar kaldınız”? dedi. (Bir kısmı) “Bir gün, ya da bir günden az”, dediler. (Diğerleri de) şöyle dediler: “Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir. Şimdi siz birinizi şu gümüş para ile kente gönderin de baksın; (şehir halkından) hangisinin yiyeceği daha temiz ve lezzetli ise ondan size bir rızık getirsin. Ayrıca, çok nazik davransın (da dikkat çekmesin) ve sizi hiçbir kimseye sakın sezdirmesin.”

Hacc Suresi 7. Ayet:
Çünkü kıyamet muhakkak gelecektir. Onda hiçbir şüphe yoktur ve şüphesiz Allah, kabirlerdeki kimseleri diriltecektir.

Mu’min Suresi 57. Ayet:
Elbette göklerin ve yerin yaratılması, insanların yaratılmasından daha büyük bir şeydir. Fakat insanların çoğu bilmezler.

Tegabun Suresi 7. Ayet:
İnkâr edenler, kesinlikle, öldükten sonra diriltilmeyeceklerini iddia ettiler. De ki: “Hiç de öyle değil, Rabbime and olsun, mutlaka diriltileceksiniz, sonra da yaptıklarınız size elbette haber verilecektir. Bu, Allah’a kolaydır.”

Yasin Suresi 52. Ayet:
Şöyle derler: “Vay başımıza gelene! Kim bizi diriltip mezarımızdan çıkardı? Bu, Rahman’ın vaad ettiği şeydir. Peygamberler doğru söylemişler.”

En’am Suresi 36. Ayet: 
(Davete) ancak işitenler icabet eder. Ve Allah, ölüleri (ölü olan sem’î isimli işitme hassasını, ölü olan fuad isimli idrak hassasını, ölü olan basar isimli görme hassasını) diriltir. Sonra O’na döndürülürler. (Hayatta iken ruhu mürşid eliyle Allah’a döndürülür.)

Eş-Şehîd

Eş-Şehid Her şeyi bilen ve gören.Eş-Şehid Her yerde hazır ve nazır. Eş-Şehid Her şeyi anında gören, her şeye şahit olan. Eş-Şehid Her zamanda hâdiselerin dış yüzünü bilen ve her yerde hâzır ve nâzır olan. Allah, mutlak surette herşey’i bilmesi bakımından Alîm’dir. Hâdiselerin esrarını, iç yüzünü bilmesi yönünden Habîr’dir. Dış yüzünü bilmesi yönünden de Şehîd’dir.

Allah Teâlâ, her şeyi bilendir. İlminden hiç bir şey gizli olmayandır. Allah, açıkta olanları da bilir, gizli olanları da bilir. O, her şeye şâhittir. Âhirette herkese halini bildirecektir.

Kuran'da Eş-Şehîd Esması Geçen Ayetler

“O gün ağızlarına mühür vururuz. Bize elleri konuşur, ayakları şahitlik yapar.” (Yâsîn:65)

“De ki: “Ey önceki vahyin takipçileri! Allah yaptıklarınıza şahit olup dururken niçin Allah’ın ayetlerini reddediyorsunuz?” (Âl-i İmran 3:98)

“Oku sicilini! Bugün kendi hesabını görmek için sen sana yetersin!” (İsra 17:14)

 “Aslında insan kendi kendinin gözetleyicisidir” (Kıyâmet75:14)

 

El-Hakk

Varlığı gerçek olan, varlığı hiç değişmeden duran; varlığı ve ilâhlığı kesin olan, hükmünün gereğini yerine getiren demektir

Allah Teâlâ, varlığı ve ilâhlığı kesin olan, inkârı mümkün olmayandır. O’nun zâtı yokluğu kabul etmediği gibi bir değişikliği de kabul etmez. Hükmünün gereğini yerine getirendir. Ezelî ve ebedî olandır. Değişmeksizin varlığı devam edendir. Varlığı fiilen gerçek olandır yani sadece zihinde değil, zihnin dışında da var olandır.

Kuran'da El-Hakk Esması Geçen Ayetler

“Hak geldi;  bâtıl yok oldu.” (İsra, 81)

“Allah’in hiç şüphesiz hak olduğunu bileceklerdir.” (Nur,  25)

“Allah, hakkın ta kendisidir.” (Hac, 62)

“Hak, Rabbinizdendir.”(Kehf, 29)

El-Vekîl

 

İşlerini kendisine bırakanların işlerini en mükemmel bir şekilde yapan; kendisine güvenilip dayanılan demektir.

Allah’u Teâlâ bizlere kâfidir ve O ne güzel Vekîl’dir. Kendisine tevekkül eden kullarının işlerini en iyi sonuca ulaştıran O’dur. Kendisine güvenilip dayanılan yüce yaratıcımız O’dur. Tevekkül edilerek, yapılacak olan işleri Allah’a bırakanların dilek ve isteklerini en iyi bir biçimde yerine getirecek Vekil’dir. Allah’a güvenip dayanılan ve her türlü işlerin çözümü yalnızca Ona bırakılan Vekîl O’dur. Cenab-ı Hakk güvenen kullarının yapılacak işlerini gören Vekîl’dir.

Allah Teâlâ, her bakımdan insanın güvenip dayanacağı varlıktır. En güzel vekildir, en büyük vekildir. Yarattığı bütün varlıkların işlerini idare edendir. Allah Teâlâ, elinden geleni yaptıktan sonra işini Allah’a havale edeni, mükâfâtlandırır.

Kuran'da El-Vekîl Esması Geçen Ayetler

“Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.”
(Âl-i İmran-159)

“Muhakkak iman edip salih ameller işleyenler ve Rablerine gönülden boyun eğenler var ya, işte onlar Cennet ehlidirler. Onlar orada ebedî olarak kalıcıdırlar.”
(Hûd-23)

“Ölümsüz, diri olan Allah’a güven, O’nu överek tesbih et. Kullarının günahlarından haberdar olarak kendisi yeter.
(Furkan-58)

“Ve O Azîz (kudreti dâima üstün gelene) Rahîm (çok merhametli olan Allah’a) tevekkül et.”
(Şuâra-217)

“Muhakkak ki ben, tevekkül ettim, Allah’a benim Rabbim ve sizin Rabbiniz.”
(Hûd-56)

“Fakat başarmam ancak Allah’ın yardımı iledir, Yalnız O’na dayandım ve yalnız O’na döneceğim.”
(Hûd-88)

“Hüküm ancak Allah’ındır. Ben O’na tevekkül kıldım. Onun için bütün tevekkül edenler O’na tevekkül etmelidirler!”
(Yusuf-67)

” Allah size yardım ederse, sizi yenecek yoktur; eğer sizi yardımsız bırakıverirse, O’ndan başka size yardım edecek kimdir? İnananlar yalnız Allah’a güvensinler.”
(Âl-i İmran-160)

“Halbuki her kim Allah’u Teâlâ’ya tevekkül ederse artık şüphe yok ki Allah’u Teâla azîzdir, hakîmdir.”
(Enfal-49)

” Gizli konuşmalar şeytandandır. Bu, iman edenleri üzmek içindir. Oysa şeytan? Allah’ın izni olmadıkça, müminlere hiçbir zarar veremez. Müminler Allah’a dayanıp güvensinler.”
(Mücadele-10)

“İşte Rabbiniz Allah bu! O’ndan başka ilâh yoktur; O, her şeyin yaratanıdır. O’na kulluk edin, O her şeye vekildir.”
(En’am-102)

“Muhakkak ki Allah tek bir ilâhtır. O, çocuk sahibi olmaktan yüce (münezzeh) dir. Göklerdeki ve yerdekilerin hepsi O’nun dur. Vekil olarak Allah yeter.”
(Nisa-171)

“Göklerde ve yerde olanlar Allah’ındır. Vekil olarak Allah yeter.”
(Nisa-132)

El-Kaviyy

Pek güçlü; gücü her şeye yeten demektir. Cenab-ı Hak kuvvetli ve kudretlidir. O’nun kuvvetine hiçbir kuvvet karşı gelemez; kudretine hiçbir güç dayanamaz. Herşey O’na kolay gelir; hiçbir şey O’na güç gelmez. Kuvvet ve kudret O’ndadır. O’nun kuvvetine sığınmak boynumuzun bir borcudur mutlak…

Allah Teâlâ, tam bir kudret sahibidir. Gücü, kuvveti sonsuzdur; bitmez, tükenmez. Bir sınıra sığmaz, ölçüye gelmez. Nicelik ve nitelik bakımından üstün kudrete sahiptir. Gücünün yetmeyeceği bir şey düşünülemez. O, her şeyi etkiler, ama hiç bir şey O’nu etkileyemez.

Kuran'da El-Kaviyy Esması Geçen Ayetler

“Bunun sebebi şuydu: Onlara peygamberleri apaçık delillerle gelmişlerdi. Ama onlar inkâr ettiler. Allah da bu yüzden kendilerini yakalayıverdi. Çünkü O, Kaviyy (çok kuvvetli)’dir, azabı şiddetlidir.” Mü’min sûresi (40), 22:

“Şüphesiz Allah’ın kendisi, rızık verendir, sağlam olan, kuvvet sahibi olandır.” Zâriyât sûresi (51), 58:

“Tıpkı Firavun’un izinden gidenlerle onlardan öncekilerin gidişâtı gibi onlar da Allah’ın âyetlerini tanımadılar, Allah da kendilerini günahları yüzünden yakalamıştı. Çünkü Allah Kaviyy (çok kuvvetli) ve azabı çok çetin olandır.” Enfâl sûresi (8), 52:

“Ne zaman ki, azap emrimiz geldi, Salih’i ve beraberindeki iman edenleri, tarafımızdan bir rahmet sayesinde kurtardık, üstelik o günün perişanlığından da kurtardık. Hiç şüphesiz Rabbin Kaviyy (çok kuvvetli), mutlak üstündür.” Hûd sûresi (11), 66:

El-Metîn

Sonsuz kudrete sahip; son derece güçlü, kuvvetli; dayanıklı, sağlam demektir. Allah Teâlâ, sonsuz bir güce sahiptir. Fiillerinden dolayı zatına her hangi bir zorluk ve yorgunluk ilişmez. Kuvveti azalıp gevşemez. Hiçbir şey O’nu âciz bırakamaz. Hiç kimsenin yardımına da muhtaç değildir. Allah’ın “Kaviyy” ismi, kudretinin kemâlini ifâde eder. Bütün nesne ve olayları etkileyendir.

“Metîn” ismi, kuvvetinin şiddetini bildirir. Dıştan gelebilecek hiç bir etkiyi kabul etmeyendir.

Kuranda El-Metîn Esması Geçen Ayetler 

De ki: “Ey mülkün sahibi Allah’ım! Dilediğine mülk verirsin, dilediğinden de mülkü çekip alırsın ve dilediğini yüceltir, dilediğini alçaltırsın. Hayır yalnız senin elindedir. Muhakkak ki sen, herşeye gücü yetensin.”

(Âl- İmran – 26)

“Câlut ve ordusuna karşı savaşa çıktıkları zaman da şöyle dediler: “Ey bizleri yetiştiren Rabbimiz, üzerimize sabır dök ve ayaklarımıza sebat ver ve bizi kâfirler kavmine karşı muzaffer kıl.”
(Bakara–250)

“Allah, iman edenlerin velisidir. Onları karanlıklardan nura çıkarır. Kâfirlerin ise velileri, tâğuttur; onları nurdan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar cehennem ehlidirler. Orada ebedî olarak kalacaklardır.”

“Evet, o göklerin ve yerin bütün orduları Allah’ındır. Allah çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.”
(Fetih-7)

“Yeryüzünde yürüyen her canlının rızkı, yalnızca Allah’ın üzerinedir. Allah o canlının durdugu yeri ve sonunda bırakılacağı mekanı bilir.(Bunların) hepsi açık bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da)dır.”
(Hûd-6)

“Âyetlerimizi yalanlayanları hiç bilmedikleri yerden adım adım yıkıma götürürüz.”
(Â’râf 183. Ayet)

” Onlara mühlet veriyorum. Cezalandırmam çok çetindir!”
(182-183 Ayetin)

El-Veliyy

Dost ve yardımcı demektir. Allah Teâlâ, sevdiği kullarının dostudur. Onlara yardım eder; sıkıntılarını, darlıklarını giderir; ferahlık verir. Dünya ve âhiret işlerinde başarıya ulaştırır. Mü’minlerin yardımcısı ve koruyucusudur. Allah’tan başka gerçek dost ve yardımcı yoktur.,

Kuranda El-veliyy Esması Geçen Ayetler

 

Bakara suresi 257. ayet

اللّهُ وَلِيُّ الَّذِينَ آمَنُواْ يُخْرِجُهُم مِّنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّوُرِ وَالَّذِينَ كَفَرُواْ أَوْلِيَآؤُهُمُ الطَّاغُوتُ يُخْرِجُونَهُم مِّنَ النُّورِ إِلَى الظُّلُمَاتِ أُوْلَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ

Okunuşu : Allâhu velîyyullezîne âmenû, yuhricuhum minez zulumâti ilân nûr (nûri), vellezîne keferû evliyâuhumut tâgûtu yuhricûnehum minen nûri ilâz zulumât (zulumâti), ulâike ashâbun nâr (nâri), hum fîhâ hâlidûn (hâlidûne).
Anlamı : Allah, âmenû olanların (Allah’a ulaşmayı dileyenlerin) dostudur, onları (onların nefslerinin kalplerini) zulmetten nura çıkarır. Ve kâfirlerin dostları taguttur (onlar, şeytanı dost edinirler, şeytan kimseye dost olmaz), onları (onların nefslerinin kalplerini) nurdan zulmete çıkarırlar. İşte onlar, ateş ehlidir. Onlar, orada ebedî kalacak olanlardır.

Enam suresi 127. ayet

لَهُمْ دَارُ السَّلاَمِ عِندَ رَبِّهِمْ وَهُوَ وَلِيُّهُمْ بِمَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ 

Okunuşu : Lehum dârus selâmi inde rabbihim ve huve veliyyuhum bimâ kânû ya’melûn (ya’melûne).
Anlamı : Rableri katında selâm yurdu (cennet) onlarındır. Allah, yapmakta oldukları şeylerden dolayı onların dostudur.

Maide suresi 55. ayet

إِنَّمَا وَلِيُّكُمُ اللّهُ وَرَسُولُهُ وَالَّذِينَ آمَنُواْ الَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلاَةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَهُمْ رَاكِعُونَ

Okunuşu : İnnemâ veliyyukumullâhu ve resûluhu vellezîne âmenûllezîne yukîmûnes salâte ve yu’tûnez zekâte ve hum râkıûn (râkıûne).
Anlamı : Sizin velîniz (dostunuz) sadece Allah ve O’nun Resûl’ü ve âmenû olup namazı kılan, zekâtı veren kimselerdir ve onlar rükû edenlerdir.

Ali İmran suresi 122. ayet

إِذْ هَمَّت طَّآئِفَتَانِ مِنكُمْ أَن تَفْشَلاَ وَاللّهُ وَلِيُّهُمَا وَعَلَى اللّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ

Okunuşu : İz hemmet tâifetâni minkum en tefşelâ vallâhu veliyyuhumâ ve alâllâhi fel yetevekkelil mu’minûn (mu’minûne).
Anlamı : Sizden iki grup, korkaklık göstererek bozgunluğa meyletmişti. Allah, o ikisinin de (iki grubun da) dostudur ve artık mü’minler Allah’a tevekkül etsinler.

Şura suresi 28. ayet

وَهُوَ الَّذِي يُنَزِّلُ الْغَيْثَ مِن بَعْدِ مَا قَنَطُوا وَيَنشُرُ رَحْمَتَهُ وَهُوَ الْوَلِيُّ الْحَمِيدُ

Okunuşu : Ve huvellezî yunezzilul gayse min ba’di mâ kanetû ve yenşuru rahmetehu, ve huvel velîyyul hamîd (hamîdu).
Anlamı : (Onların) ümit kesmelerinden sonra yağmuru indiren ve rahmetini yayan, O’dur. Ve O, Velî’dir (dost), Hamîd’dir (hamdedilen).

Yusuf suresi 101. ayet

رَبِّ قَدْ آتَيْتَنِي مِنَ الْمُلْكِ وَعَلَّمْتَنِي مِن تَأْوِيلِ الأَحَادِيثِ فَاطِرَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ أَنتَ وَلِيِّي فِي الدُّنُيَا وَالآخِرَةِ تَوَفَّنِي مُسْلِمًا وَأَلْحِقْنِي بِالصَّالِحِينَ

Okunuşu : Rabbi kad âteytenî minel mulki ve allemtenî min te’vîlil ehâdîs(ehâdîsi), fâtıras semâvâti vel ardı ente veliyyî fîd dunyâ vel âhırati, teveffenî muslimen ve elhıknî bis sâlihîn (sâlihîne).
Anlamı : Rabbim bana mülk verdin. Ve olayların (sözlerin, rüyaların) tevîlini (yorumunu) bana öğrettin. Semaları ve yeryüzünü yaratan, Sen benim dünyada ve ahirette velîmsin (dostumsun). Beni müslüman (Allah’a teslim-i küllî ile teslim olan) olarak vefat ettir ve beni salihler arasına kat.

El-Hamîd

 

Her lisanla, her varlığın diliyle övülen. Övülmüş ve her senaya layık olan, ancak kendisine hamd ve sena olunan, bütün varlıkların diliyle övülen yegane zat en çok övülen ve en çok övgüye layık olan demektir.

Allah Teâlâ, bütün isimleri, sıfatları ve fiilleriyle övülmeye tek lâyık olan zâttır. Bütün varlığın diliyle övülen ve şükredilendir. Allah Teâlâ, bizâtihî övülmeye lâyık olandır. Aynı zamanda insanların işledikleri iyi fiiller sebebiyle onları över ve mükâfâtlandırır.

El-Muhs

Sonsuz ilmiyle her şeyin sayısını bilen, her yapılanı bir bir sayan demektir. sonsuz ilmi ile her şeyi kuşatmıştır. Her şeyi tek tek ve bütün ayrıntılarıyla bilendir. O’nun ilminden hiç bir şey hariç kalamaz. Bütün amellerin sayısını bilir, kıyâmet günü bunların hepsinin karşılığını verir. Hiç birini unutmaz ve atlamaz.

Kuran'da El-Muhsî Esması Geçen Ayetler

Meryem suresi 94. ayet

لَقَدْ أَحْصَاهُمْ وَعَدَّهُمْ عَدًّا

Okunuşu : Lekad ahsâhum ve addehum addâ (adden).
Anlamı : Andolsun ki onları, tek tek adetlendirerek tespit etti (saydı).

Yasin suresi 12. ayet

إِنَّا نَحْنُ نُحْيِي الْمَوْتَى وَنَكْتُبُ مَا قَدَّمُوا وَآثَارَهُمْ وَكُلَّ شَيْءٍ أحْصَيْنَاهُ فِي إِمَامٍ مُبِينٍ

Okunuşu : İnnâ nahnu nuhyil mevtâ ve nektubu mâ kaddemû ve âsârahum ve kulle şey’in ahsaynâhu fî imâmin mubîn (mubînin).
Anlamı : Muhakkak ki Biz, ölüleri diriltiriz. Ve takdim ettiklerini ve onların eserlerini yazarız. Ve herşeyi İmam-ı Mübin’de (apaçık bir rehber’de) saydık (tespit ettik).

Mücadele suresi 6. ayet

يَوْمَ يَبْعَثُهُمُ اللَّهُ جَمِيعًا فَيُنَبِّئُهُم بِمَا عَمِلُوا أَحْصَاهُ اللَّهُ وَنَسُوهُ وَاللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ

Okunuşu : Yevme yeb’asuhumullâhu cemîan fe yunebbiuhum bi mâ amilû, ahsâhullâhu ve nesûhu, vallâhu alâ kulli şey’in şehîd (şehîdun).
Anlamı : O gün Allah hepsini beas edecek (yeniden diriltecek). Sonra onlara, yaptıkları şeyleri haber verecek. Allah, onların unuttuklarını (tek tek) saydı (kaydetti). Allah, herşeye şahittir.

Kehf suresi 49. ayet

وَوُضِعَ الْكِتَابُ فَتَرَى الْمُجْرِمِينَ مُشْفِقِينَ مِمَّا فِيهِ وَيَقُولُونَ يَا وَيْلَتَنَا مَالِ هَذَا الْكِتَابِ لَا يُغَادِرُ صَغِيرَةً وَلَا كَبِيرَةً إِلَّا أَحْصَاهَا وَوَجَدُوا مَا عَمِلُوا حَاضِرًا وَلَا يَظْلِمُ رَبُّكَ أَحَدًا

Okunuşu : Ve vudıal kitâbu fe terâl mucrimîne muşfikîne mimmâ fîhi ve yekûlûne yâ veyletenâ mâ li hâzâl kitâbi lâ yugâdiru sagîraten ve lâ kebîraten illâ ahsâhâ, ve vecedû mâ amilû hâdırâ (hâdıran), ve lâ yazlimu rabbuke ehadâ (ehaden).
Anlamı : Ve kitap (hayat filmi ortaya) kondu. O zaman mücrimleri görürsün. Onun (kitabın) içindekilerden korkarlar ve “Bize yazıklar olsun. Bu kitap, nasıl ki (nasıl bir kitap ki), küçük ve büyük hiçbir şeyi sayıp hesap etmeden bırakmıyor.” derler. Ve yaptıkları şeyleri (hayat filmlerinde) hazır buldular. Ve senin Rabbin, (hiç) kimseye zulmetmez.

El-Mübdi

Yaratıkları maddesiz ve örneksiz olarak ilk baştan yaratan demektir. Allah Teâlâ, kâinâtı yaratırken daha önce bir benzeri ve örneği olmaksızın yaratmıştır. İşte esas yaratma denilen, ilk maddesi, örneği olmaksızın yaratmadır. Bu, yoktan var etmedir ve Allah’a mahsustur.

Allah’u Teâla bütün varlıkları yoktan var eden, varlığı başlatan O’dur. Varlıkları daha önce bir eşi benzeri olmadan, hiç yoktan onları var eden O’dur. Yaratmayı ilk kez başlatan, sonra onu tekrar eden O’dur. Her şeyi örneksiz ve yoktan yaratan O’dur. Eşyayı yoktan ilk defa var eden, yaratan O’dur.

Kuran'da El-Mübdi Esması Geçen Ayetler

“Mahlukatı ilkin yaratan ölümden sonra onu çevirip yeniden yapacak (diriltecek) olan O’dur. Bu O’na daha kolaydır. Göklerde ve yerde en yüksek şan ve şeref O’nundur. O güçlüdür, hikmet sahibidir.”

Rûm-27

“Yarattığı her şeyi güzel yaratan ve insanı yaratmaya bir çamurdan başlayan O’dur.”
Secde-7

De ki: “Allah’a ortak koştuklarınızdan ilk defa yaratacak sonra da onu çevirip yeniden diriltecek var mı?” De ki : “Allah önce yaratıp sonra da onu yeniden iade eder. Artık nasıl saptırılırsınız?”
Yûnus-34

Allah mahlukatı ilk baştan nasıl yarattığını, sonra onu tekrarladığını görmediler mi? Şüphesiz bu, Allah’a göre kolaydır.”
Ankebût-19

“Hepinizin dönüşünüz ancak O’nadır. Allah’ın vaadi haktır. Herşeyi ilk baştan yaratan O’dur. Sonra iman edip iyi işler yapanları, adâletle karşılık vermek için geri döndürecek olan yine O’dur. Kâfirlere ise, inkar ettikleri için onlara kaynar sudan bir içki ve acıklı bir azap vardır.”
Yûnus-4

“O gün, biz göğü, kitapların sahifelerini dürer gibi düreceğiz. İlk yaratmaya başladığımız gibi, yaratmayı tekrarlayacağız. Bunu üzerimize aldığımız bir va’d olarak yapacağız. Şüphesiz biz va’dimizi yaparız.”
Enbiyâ-104

“Çünkü O yoktan yaratır ve tekrar diriltir.”
Bürûc-13

El-Muîd

Yaratılmışları öldürdükten, yok ettikten sonra tekrar yaratan; öldükten sonra dirilten demektir. enab-ı Hakk zamanı gelince yarattıklarının çürümüş bedenlerini en ince teferruatına kadar El- Mu’id esmasının tecellisiyle yeni baştan yaratacak ve her bedenin ruhunu kendisine iade edecektir. Yaratılmışları  yok ettikten sonra tekrar yaratan, ölümden sonra tekrar dirilten Allahü Teala’dır.

Kuran'da El-Muîd Esması Geçen Ayetler

“Başlangıçta insanları yaratan O’dur. Mahşerde de yaratacak O’dur. “Allah’ın  rahmetinin eserlerine bir bak: Arzı, ölümünün ardından nasıl diriltiyor! Şüphesiz O, ölüleri de mutlaka diriltecektir. O, her şeye kadirdir.” (Rum, 50)

“Senin yeryüzünü kupkuru görmen de Allah’ın âyetlerindendir. Biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman, harekete geçip kabarır. Ona can veren, elbette ölüleri de diriltir. O, her şeye kadirdir.”(Fussilet, 39)

“Ey kâfirler! Siz ölü iken sizi dirilten Allah’ı nasıl inkâr ediyorsunuz? Sonra sizi öldürecek, tekrar sizi diriltecek ve sonunda O’na döndürüleceksiniz.” (Bakara, 28)

 

 

El-Muhyî

Can veren, yaşatan demektir. can bağışlayan, sağlık verendir. Ölüleri diriltendir. Ölü beldeleri gökten indirdiği su ile canlandıran, yeryüzünü bitkilerle donatandır. İlk olarak yaratan, can veren Allah, öldükten sonra tekrar hayat vermeye kâdirdir. Ölü kalpleri ilâhî hidâyet ve marifetle canlandırandır.

Kuran'da El-Muhyî Esması Geçen Ayetler

Araf suresi 158. ayet

قُلْ يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنِّي رَسُولُ اللّهِ إِلَيْكُمْ جَمِيعًا الَّذِي لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ لا إِلَهَ إِلاَّ هُوَ يُحْيِي وَيُمِيتُ فَآمِنُواْ بِاللّهِ وَرَسُولِهِ النَّبِيِّ الأُمِّيِّ الَّذِي يُؤْمِنُ بِاللّهِ وَكَلِمَاتِهِ وَاتَّبِعُوهُ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ

Okunuşu : Kul yâ eyyuhân nâsu innî resûlullâhi ileykum cemîanillezî lehu mulkus semâvâti vel ard (ardı), lâ ilâhe illâ huve yuhyî ve yumît (yumîtu), fe âminû billâhi ve resûlihin nebiyyil ummiyyillezî yu’minu billâhi ve kelimâtihî vettebiûhu leallekum tehtedûn (tehtedûne).
Anlamı : De ki: “Ey insanlar! Muhakkak ki; ben, sizin hepinize (gönderilen) Allah’ın Resûl’üyüm. O ki; semaların ve arzın mülkü, O’nundur. O’ndan başka ilâh yoktur. O, hayat verir (yaşatır) ve öldürür. Öyleyse Allah’a ve O’nun ümmî, nebî, Resûl’üne îmân edin ki; O, Allah’a ve O’nun kelimelerine (sözlerine) inanır (îmân eder). Ve O’na tâbî olun ki; böylece siz, hidayete eresiniz.”

Mürselat suresi 20. ayet

أَلَمْ نَخْلُقكُّم مِّن مَّاء مَّهِينٍ

Okunuşu : E lem nahlukkum min mâin mehîn (mehînin).
Anlamı : Sizi Biz, değersiz bir sudan yaratmadık mı?

Rum suresi 50. ayet

فَانظُرْ إِلَى آثَارِ رَحْمَتِ اللَّهِ كَيْفَ يُحْيِي الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا إِنَّ ذَلِكَ لَمُحْيِي الْمَوْتَى وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

Okunuşu : Fanzur ilâ âsâri rahmetillâhi keyfe yuhyil arda ba’de mevtihâ, inne zâlike le muhyîl mevtâ, ve huve alâ kulli şey’in kadîr (kadîrun).
Anlamı : Öyleyse Allah’ın rahmetinin eserlerine bak. Ölümünden sonra arzı (yeryüzünü) nasıl diriltiyor? Muhakkak ki (O), ölüleri işte böyle gerçekten diriltendir ve O, herşeye kaadirdir.

Ahkaf suresi 33 ayet

أَوَلَمْ يَرَوْا أَنَّ اللَّهَ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَلَمْ يَعْيَ بِخَلْقِهِنَّ بِقَادِرٍ عَلَى أَنْ يُحْيِيَ الْمَوْتَى بَلَى إِنَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

Okunuşu : E ve lem yerav ennallâhellezî halakas semâvâti vel arda ve lem ya’ye bi halkıhinne bi kâdirin alâ en yuhyiyel mevtâ, belâ innehu alâ kulli şey’in kadîr (kadîrun).
Anlamı : Onlar, gökleri ve yeri yaratanın Allah olduğunu görmediler mi? Ve O, onları yaratmaktan yorulmaz. Ölüleri diriltmeye kaadirdir. Evet, muhakkak ki O, herşeye kaadirdir.

Yasin suresi 78. ayet

وَضَرَبَ لَنَا مَثَلًا وَنَسِيَ خَلْقَهُ قَالَ مَنْ يُحْيِي الْعِظَامَ وَهِيَ رَمِيمٌ

Okunuşu : Ve darabe lenâ meselen ve nesiye halkahu, kâle men yuhyil izâme ve hiye remîm (remîmun).
Anlamı : Ve kendi yaratılışını unutup Bize misal getirdi: “Kemiklerimiz çürüyüp dağılmış haldeyken kim onlara can verecek?” dedi.

Yasin suresi 79. ayet

قُلْ يُحْيِيهَا الَّذِي أَنشَأَهَا أَوَّلَ مَرَّةٍ وَهُوَ بِكُلِّ خَلْقٍ عَلِيمٌ

Okunuşu : Kul yuhyîhâllezî enşeehâ evvele merratin, ve huve bi kulli halkın alîm (alîmun).
Anlamı : De ki: “Onu ilk defa inşa eden (Yaratan), ona hayat verecek. Ve O, bütün yaratışları En İyi Bilen’dir.”

Mü’minun suresi 80. sure

وَهُوَ الَّذِي يُحْيِي وَيُمِيتُ وَلَهُ اخْتِلَافُ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ أَفَلَا تَعْقِلُونَ

Okunuşu : Ve huvellezî yuhyî ve yumîtu ve lehuhtilâful leyli ven nehâr (nehâri), e fe lâ ta’kılûn (ta’kılûne).
Anlamı : Ve hayat veren ve öldüren, O’dur. Ve gece ve gündüzün ihtilâfı (karşılıklı dönüşümü), O’na aittir (O’nun hükmüdür). Hâlâ akıl etmez misiniz?

Fussılet suresi 39. ayet

وَمِنْ آيَاتِهِ أَنَّكَ تَرَى الْأَرْضَ خَاشِعَةً فَإِذَا أَنزَلْنَا عَلَيْهَا الْمَاء اهْتَزَّتْ وَرَبَتْ إِنَّ الَّذِي أَحْيَاهَا لَمُحْيِي الْمَوْتَى إِنَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

Okunuşu : Ve min âyâtihî enneke terâl arda hâşiaten fe izâ enzelnâ aleyhâl mâehtezzet ve rabet, innellezî ahyâhâ le muhyîl mevtâ, innehu alâ kulli şey’in kadîr (kadîrun).
Anlamı : Ve onun âyetlerindendir ki, arzı gerçekten kurumuş görürsün. Onun üzerine su indirdiğimiz zaman hareketlenir ve kabarır. Muhakkak ki ona (arza) hayat veren (Allah), elbette ölülere de hayat verendir. Muhakkak ki O, herşeye kaadirdir.

El-Mümît

Öldüren, canlının hayatına son veren demektir. canlılara hayat verdiği gibi, ezelî ilmindeki takdire göre vakti gelince bu hayatlara son verendir. Fânî hayat, doğumla başlar, ölümle biter. Hayat dediğimiz ruhla cesedin birleşmesidir. Ölüm ise ruhun cesedden ayrılmasıdır. Ruh, ölmez. Başka bir hayatla devam eder. Kul için, ölüm sonrası başlayacak yeni ve devamlı hayata iyi hazırlık yapmak mühimdir.

Kuran'da El-Mümît Esması Geçen Ayetler

Bakara suresi 258. ayet

أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِي حَآجَّ إِبْرَاهِيمَ فِي رِبِّهِ أَنْ آتَاهُ اللّهُ الْمُلْكَ إِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ رَبِّيَ الَّذِي يُحْيِي وَيُمِيتُ قَالَ أَنَا أُحْيِي وَأُمِيتُ قَالَ إِبْرَاهِيمُ فَإِنَّ اللّهَ يَأْتِي بِالشَّمْسِ مِنَ الْمَشْرِقِ فَأْتِ بِهَا مِنَ الْمَغْرِبِ فَبُهِتَ الَّذِي كَفَرَ وَاللّهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ

Okunuşu : E lem tera ilellezî hâcce ibrâhîme fî rabbihî en âtâhullâhul mulk(mulke), iz kâle ibrâhîmu rabbiyellezî yuhyî ve yumîtu, kâle ene uhyî ve umît(umîtu), kâle ibrâhîmu fe innallâhe ye’tî biş şemsi minel maşrıkı fe’ti bihâ minel magribi fe buhitellezî kefer(kefere), vallâhu lâ yehdil kavmez zâlimîn(zâlimîne).
Anlamı : Allah’ın kendisine meliklik (hükümdarlık) vermesi sebebiyle (azarak) Rabbi hakkında İbrâhîm ile tartışan kimseyi görmedin mi? İbrâhîm (a.s) (ona): “Benim Rabbim ki O, diriltir ve öldürür.”demişti. (O da): “Ben de diriltir ve öldürürüm.”dedi. İbrâhîm (a.s): “Öyleyse muhakkak ki Allah, Güneş’i doğudan getiriyor, haydi sen de onu batıdan getir.”dedi. O zaman (Allah’ı) inkâr eden kimse şaşırıp kaldı (cevap veremedi). Allah zâlimler kavmini hidayete erdirmez.

Ali İmran suresi 156. ayet

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَكُونُواْ كَالَّذِينَ كَفَرُواْ وَقَالُواْ لإِخْوَانِهِمْ إِذَا ضَرَبُواْ فِي الأَرْضِ أَوْ كَانُواْ غُزًّى لَّوْ كَانُواْ عِندَنَا مَا مَاتُواْ وَمَا قُتِلُواْ لِيَجْعَلَ اللّهُ ذَلِكَ حَسْرَةً فِي قُلُوبِهِمْ وَاللّهُ يُحْيِي وَيُمِيتُ وَاللّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ

Okunuşu : Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tekûnû kellezîne keferû ve kâlû li ıhvânihim izâ darabû fîl ardı ev kânû guzzen lev kânû indenâ mâ mâtû ve mâ kutilû, li yec’alallâhu zâlike hasreten fî kulûbihim vallâhu yuhyî ve yumît(yumîtu), vallâhu bi mâ ta’melûne basîr(basîrun).
Anlamı : Ey âmenû olanlar! Siz, yeryüzünde sefere çıkmış veya gâzi olan (savaşa katılan) kardeşleri için “Eğer bizim yanımızda olsaydılar ölmezler ve öldürülmezlerdi.” diyen kâfirler gibi olmayın! Allah, bunu onların kalplerinde bir hasret (pişmanlık) kılmak için yaptı. Ve Allah yaşatır ve öldürür. Ve Allah, yaptıklarınızı en iyi görendir.

Araf suresi 158. ayet

قُلْ يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنِّي رَسُولُ اللّهِ إِلَيْكُمْ جَمِيعًا الَّذِي لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ لا إِلَهَ إِلاَّ هُوَ يُحْيِي وَيُمِيتُ فَآمِنُواْ بِاللّهِ وَرَسُولِهِ النَّبِيِّ الأُمِّيِّ الَّذِي يُؤْمِنُ بِاللّهِ وَكَلِمَاتِهِ وَاتَّبِعُوهُ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ

Okunuşu : Kul yâ eyyuhân nâsu innî resûlullâhi ileykum cemîanillezî lehu mulkus semâvâti vel ard(ardı), lâ ilâhe illâ huve yuhyî ve yumît(yumîtu), fe âminû billâhi ve resûlihin nebiyyil ummiyyillezî yu’minu billâhi ve kelimâtihî vettebiûhu leallekum tehtedûn(tehtedûne).
Anlamı : De ki: “Ey insanlar! Muhakkak ki; ben, sizin hepinize (gönderilen) Allah’ın Resûl’üyüm. O ki; semaların ve arzın mülkü, O’nundur. O’ndan başka ilâh yoktur. O, hayat verir (yaşatır) ve öldürür. Öyleyse Allah’a ve O’nun ümmî, nebî, Resûl’üne îmân edin ki; O, Allah’a ve O’nun kelimelerine (sözlerine) inanır (îmân eder). Ve O’na tâbî olun ki; böylece siz, hidayete eresiniz.”

Mümin suresi 68. ayet

هُوَ الَّذِي يُحْيِي وَيُمِيتُ فَإِذَا قَضَى أَمْرًا فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُن فَيَكُونُ

Okunuşu : Huvellezî yuhyî ve yumît(yumîtu), fe izâ kadâ emren fe innemâ yekûlu lehu kun fe yekûn(yekûnu).
Anlamı : Hayat veren de öldüren de O’dur. O, bir işe hükmettiği (karar verdiği) zaman ona sadece “Ol!” der. Ve o, hemen olur.

Duhan suresi 8. ayet

لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ يُحْيِي وَيُمِيتُ رَبُّكُمْ وَرَبُّ آبَائِكُمُ الْأَوَّلِينَ

Okunuşu : Lâ ilâhe illâ huve yuhyî ve yumîtu, rabbukum ve rabbu âbâikumul evvelîn(evvelîne).
Anlamı : O’ndan başka İlâh yoktur. Diriltir ve öldürür. Sizin ve evvelki (sizden önceki) babalarınızın Rabbidir.

Mü’minun suresi 80. ayet

وَهُوَ الَّذِي يُحْيِي وَيُمِيتُ وَلَهُ اخْتِلَافُ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ أَفَلَا تَعْقِلُونَ

Okunuşu : Ve huvellezî yuhyî ve yumîtu ve lehuhtilâful leyli ven nehâr(nehâri), e fe lâ ta’kılûn(ta’kılûne).
Anlamı : Ve hayat veren ve öldüren, O’dur. Ve gece ve gündüzün ihtilâfı (karşılıklı dönüşümü), O’na aittir (O’nun hükmüdür). Hâlâ akıl etmez misiniz?

El-Hayy

Daima diri olan, her şeye hayat ve can veren, sonsuz, sınırsız bir hayatın sahibi olan, her şeyi bilen ve her şeye gücü yeten, gerçek hayat sahibi olan demektir.

Allah Teâlâ, bütün hayatların kaynağıdır. Hep diridir. Allah’ın hayy (diri) oluşu, yaratılmış varlıklarda olduğu gibi organik bir canlılık değildir. Hiç bir şeyden gâfil olmayan, hata yapmayan, kâinâtta kendisinden hiç bir şey gizli olmayan demektir.

Kuran'da El-Hayy Esması Geçen Ayetler

“İşte biz böylece sana da emrimizden Kur'ân'ı vahyettik. Yoksa sen kitap nedir? İman nedir? bilmiyordun. Fakat biz onu bir nur kıldık. Onunla kullarımızdan dilediğimizi doğru yola iletiyoruz. Şüphesiz ki sen de insanları doğru bir yola götürüyorsun.” (Şura, 52)

“Ey iman edenler! Peygamber sizi, size hayat verecek şeylere davet ettiği zaman, Allah'a ve Resul'e icabet edin. Ve bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer. Ve siz kesinkes O'nun huzurunda toplanacaksınız.” (Enfal, 24)

“Ölü iken hidayetle dirilttiğimiz, kendisine insanlar arasında yürüyecek bir nûr verdiğimiz kimse, karanlıklar içinde kalıp, ondan çıkamayan kimse gibi olur mu? Fakat kâfirlere, yaptıkları böyle süslü gösterilir.” (En’am, 122)

El Kayyûm

Kayyûm, kâim’in mübalâğasıdır. “Her şey üzerinde kâim” demektir. Bunun mânası “Bir şey’in kıyâmı, yani, bir varlık sâhibi olarak durabilmesi neye bağlı ise, onu veren” demektir.

Allah Teâlâ, her şey’in mukadder olan vaktine kadar durması için sebeblerini ihsân etmiştir. Onun için herşey Hak ile kâimdir.

Allah Teâlâ, bizzât kâim ve mevcut olup kimseye muhtaç değildir. Ezelî ve ebedîdir. Her şeyin varlık kazanması ve varlığını devam ettirmesi ancak Allah’ın yaratması, maddî mânevî ihtiyaçlarını gidermesi ve korumasıyla mümkündür. Yeri, gökleri ayakta tutan O’dur.

El-Vâcid

 Zenginliğinden hiçbir şey eksilmeyen, istediği her şeyi bulan, kendisine darlık, fakirlik ve acizlik ârız (kendiliğinden olmayıp sonra olan, yapışan, takılan) olmayan, kendisi için lüzumlu olan şeylerin hiç birinden mahrum olmayan, istediğini istediği zaman bulan, ne bağışlarsa bağışlasın varlığından hiç bir şeyi eksiltmeyen. İstediğini istediği zaman bulan; hiçbir şeye muhtaç olmayan demektir. 

Kuran'da El-Vâcid Esması Geçen Ayetler

Duha suresi 7. ayet

وَوَجَدَكَ ضَالًّا فَهَدَى

Okunuşu : Ve vecedeke dâllen fe hedâ.
Anlamı : Ve seni dalâlette buldu sonra hidayete erdirdi.

Duha suresi 8. ayet

وَوَجَدَكَ ضَالًّا فَهَدَى

Okunuşu : Ve vecedeke dâllen fe hedâ.
Anlamı : Ve seni dalâlette buldu sonra hidayete erdirdi.

Nisa suresi 64. ayet

وَمَا أَرْسَلْنَا مِن رَّسُولٍ إِلاَّ لِيُطَاعَ بِإِذْنِ اللّهِ وَلَوْ أَنَّهُمْ إِذ ظَّلَمُواْ أَنفُسَهُمْ جَآؤُوكَ فَاسْتَغْفَرُواْ اللّهَ وَاسْتَغْفَرَ لَهُمُ الرَّسُولُ لَوَجَدُواْ اللّهَ تَوَّابًا رَّحِيمًا

Okunuşu : Ve mâ erselnâ min resûlin illâ li yutâa bi iznillâh(iznillâhi). Ve lev ennehum iz zalemû enfusehum câûke festagferûllâhe vestagfera lehumur resûlu le vecedûllâhe tevvâben rahîmâ(rahîmen).
Anlamı : Ve Biz, (hiç) bir resûlü, Allah’ın izniyle kendilerine itaat edilmesinden başka birşey için göndermedik. Ve onlar nefslerine zulmettikleri zaman, eğer sana gelselerdi, böylece Allah’tan mağfiret dileselerdi ve Resûl de onlar için mağfiret dileseydi, mutlaka Allah’ı, (iki tarafın da) tövbelerini (onların tövbesini ve Resûl’ün mağfiret talebini) kabul eden ve rahmet edici olarak bulurlardı.

Nisa suresi 82 ayet

أَفَلاَ يَتَدَبَّرُونَ الْقُرْآنَ وَلَوْ كَانَ مِنْ عِندِ غَيْرِ اللّهِ لَوَجَدُواْ فِيهِ اخْتِلاَفًا كَثِيرًا

Okunuşu : E fe lâ yetedebberûnel kur’ân(kur’âne).Ve lev kâne min indi gayrillâhi le vecedû fîhihtilâfen kesîrâ(kesîran).
Anlamı : Onlar hâlâ Kur’ân’ı tedebbür etmezler (düşünmezler) mi? Ve eğer Allah’tan başkasının katından olsaydı, onun içinde mutlaka pekçok ihtilâf bulurlardı.

Nur suresi 39. ayet

وَالَّذِينَ كَفَرُوا أَعْمَالُهُمْ كَسَرَابٍ بِقِيعَةٍ يَحْسَبُهُ الظَّمْآنُ مَاء حَتَّى إِذَا جَاءهُ لَمْ يَجِدْهُ شَيْئًا وَوَجَدَ اللَّهَ عِندَهُ فَوَفَّاهُ حِسَابَهُ وَاللَّهُ سَرِيعُ الْحِسَابِ

Okunuşu : Vellezîne keferû a’mâluhum ke serâbin bi kîatin yahsebuhuz zam’ânu mâen, hattâ izâ câehu lem yecidhu şey’en ve vecedallâhe indehu fe veffâhu hisâbehu, vallâhu serîul hısâb(hısâbi).
Anlamı : Ve kâfirlerin amelleri düz arazideki serap gibidir. Susamış olan, onu su zannetti. Ona ulaştığı zaman, bir şey bulamadı. Ve yanında (karşısında) Allah’ı buldu. Böylece (Allah), onun hesabını ona tam olarak ödedi. Ve Allah, hesabı seri (çabuk) görendir.

Sad suresi 44. ayet

وَخُذْ بِيَدِكَ ضِغْثًا فَاضْرِب بِّهِ وَلَا تَحْنَثْ إِنَّا وَجَدْنَاهُ صَابِرًا نِعْمَ الْعَبْدُ إِنَّهُ أَوَّابٌ

Okunuşu : Ve huz bi yedike dıgsen fadrıb bihî ve lâ tahnes, innâ vecednâhu sâbirâ(sâbiran), ni’mel abdu, innehû evvâb(evvâbun).
Anlamı : Ve (Ey Eyüp!) eline bir demet sap al onunla vur, yeminini bozma. Muhakkak ki Biz, onu sabırlı bulduk. Ne iyi bir kuldu. Muhakkak ki o, Allah’a ulaşmıştı (ruhunu ölmeden evvel Allah’a ulaştırıp teslim etmişti).

El-Macîd

Yüksek huylarından, güzel işlerinden dolayı övülüp sevilmek şânı ve kadri büyük; kerem ve cömertliği bol demektir.

Allah Teâlâ, yardımı, ihsânı bol olandır. O’nun kullarına olan kerem ve cömertliği ifâdeye sığmaz, ölçüye gelmez. Bir taraftan kullarını iyi işler yapmaya muvaffak kılar; öbür taraftan onları güzel sıfatlara sahip olduklarından över.

Allah, bağışı, ihsan ve ikramı pek geniş olandır. Bu ismi bilen, her daim Allah’ı yüceltir. O’nun hakkındaki bilgisini arttırır. Allah’ın iyiliğinin güzel, bağış ve ihsanının bol, üstünlüğünün aşılmaz ve hiçbir fiilinin çirkin olmadığına kesin bir bilgiyle bakıp görüp inanır.

Mecid, Macid ile birlikte aynı anlama gelmekle beraber mübalağa ifade etmekte olup daha geniş anlam içermektedir…

Mecid ismi şerifi Cenab-ı Hakk’ın sübuti sıfatlarından birisidir…

El-Vâhid

Bir olan, tek olan; zâtında, sıfatlarında, isimlerinde ve fiillerinde asla ortağı, dengi ve benzeri bulunmayan demektir. Allah Teâlâ, tektir, bölünüp parçalara ayrılmaz. Benzeri yoktur. Allah’ın bir olması sayı bakımından değildir, büyüklük ve yücelik açısındandır. O, bölünmesi ve artması mümkün olmayan tek bir varlıktır.
 

Kuran'da El-Vâhid Esması Geçen Ayetler

(2:163) Herhâlde hepinizin ilâhı, bir tek ilâhtır. Ondan başka ilâh yoktur. O Rahmân ve Rahîm’dir.

(5:73) “Allah, üçün üçüncüsüdür” diyenler elbette kâfir olmuşlardır. Oysa tek ilâhtan başka ilâh yoktur. Eğer söylediklerinden vazgeçmezlerse, elbette onlardan inkâr edenlere acı bir azap dokunacaktır.

(9:31) Onlar, Allah’dan başka bilginlerini ve rahiplerini de kendilerine Rab edindiler, Meryem oğlu Mesih’i de. Oysa onlar bir olan Allah’a ibadet etmekle emrolunmuşlardı. Allah’dan başka hiçbir ilâh yoktur. O, müşriklerin ortak koştuğu şeylerden de münezzehtir.

(18:110) De ki: “Ben de sizin gibi ancak bir beşerim. Ne var ki, bana ilâhınızın sadece bir ilâh olduğu vahyolunuyor. O’nun için her kim Rabbine kavuşmayı arzu ederse iyi amel işlesin ve Rabbine yaptığı ibadete hiç kimseyi ortak etmesin.”

(37:4) Ki sizin ilâhınız tektir.

Es-Samed

Her şeyin kendisine muhtaç olduğu, kendisinin hiç bir şeye muhtaç olmadığı; ihtiyaçların giderilmesi ve ızdırapların dindirilmesi için başvurulacak tek merci demektir.

Allah Teâlâ, yaratıkların her türlü ihtiyaçlarını gidermek için başvurdukları tek başvuru kaynağıdır. Her türlü yaratığın her türlü ihtiyacını en mükemmel bir şekilde karşılar ve giderir. Kendisi ise hiç bir şeye muhtaç değildir.

Kuran'da Es-Samed Esması  Geçen Ayet

İhlas suresi 2. Ayet:

اللَّهُ الصَّمَدُ ﴿٢﴾

Okunuşu : Allâhus samed(samedu).
Anlamı : Allah Samed’dir (herşey O’na muhtaçtır, O, hiçbir şeye muhtaç değildir)

El-Kâdir

Sonsuz güç ve kudret sahibi olan. Her istediğini, istediği gibi, sonsuz güç ve kudretiyle yapan. Dilediği gibi yapmaya gücü yeten, Dilerse yapan, dilemezse yapmayan.

Allah Teâlâ, istediğini, istediği gibi yapmaya gücü yetendir. Her şeyi takdir eden, planlı ve ölçülü yapandır. Hiçbir şey O’nu âciz bırakamaz. Âlem, mutlak irâde ve kudrete sahip olan Allah tarafından yaratılmıştır.

Kuran'da El-Kâdir Esması geçen Ayetler

Fussilet Sûresi 39. Ayet : Ve onun âyetlerindendir ki, arzı gerçekten kurumuş görürsün. Onun üzerine su indirdiğimiz zaman hareketlenir ve kabarır. Muhakkak ki ona (arza) hayat veren (Allah), elbette ölülere de hayat verendir. Muhakkak ki O, her şeye “Kadîr”dir.

Bakara Suresi 20. Ayet : Şimşek neredeyse onların gözlerini kamaştırır. Onları her aydınlatmasında onun (ışığında) yürürler. Ve onların üzerlerine karanlık çökünce de dikilip kalırlar. Ve eğer Allah dileseydi, onların duymalarını da görmelerini de elbette giderirdi. Muhakkak ki Allah, herşeye Kadîr’dir (herşeye gücü yeter).

Hacc Suresi 74. Ayet : Allah’ın kadrini de (kudretini de) hakkıyla takdir edemediler. Muhakkak ki Allah, mutlaka Kaviyy’dir (kuvvetlidir), Azîz’dir (yücedir).

Isra Suresi 99. Ayet: Ve onlar; Allah’ın, semaları ve yeryüzünü yarattığını ve onların bir mislini daha yaratmaya kâdir (muktedir) olduğunu görmüyorlar mı? Onlar için, onda (hakkında) şüphe olmayan bir ecel kıldı (belli bir süre takdir etti). Buna rağmen zulmedenler, sadece inkâr ederek direndiler.

Kıyame Suresi 4. Ayet:  Evet bizim, onun parmak uçlarını bile düzenlemeye gücümüz yeter.

Murselat Suresi 23. Ayet:  Sonra da ona ölçülü bir biçim verdik. Biz ne güzel biçim verenleriz!

Maide Suresi 40. Ayet : Göklerin ve yerin mülkünün Allah’ın olduğunu bilmiyor musun? Dilediğine azap eder ve dilediğini mağfiret eder. Ve Allah herşeye Kâdir’dir.

El-Muktedir

Her şeye gücü yeten, kuvvet ve kudret sahibi, kuvvet ve kudreti altında her şeye boyun eğdiren, gücü altında tutan, istediği gibi tasarruf eden, iktidarı ve kudreti sonsuz olan.

Allah Teâlâ, kuvvet ve kudret sahipleri üzerinde istediği gibi tasarruf edendir. O’nun “Kâdir” oluşu, istediğini, istediği anda ve istediği şekilde yaratma gücüne sahip olması demektir. “Muktedir” olması ise, bilfiil gücünü yarattıklarında göstermesidir.

Kuran'da El-Muktedir Esması Geçen Ayetler

 

A’raf Suresi -197: Vellezîne ted’ûne min dûnihî lâ yestetîûne nasrakum ve lâ enfusehum yensurûn(yensurûne).
O’ndan başka dua ettiğiniz şeyler (çağırdıklarınız) size yardım etmeye muktedir değillerdir (güç yetiremezler) ve kendilerine de yardım edemezler.

Yunus Suresi -24: İnnemâ meselul hayâtid dunyâ ke mâin enzelnâhu mines semâi fahteleta bihî nebâtul ardı mimmâ ye’kulun nâsu vel en’âm(en’âmu), hattâ izâ ehazetil ardu zuhrufehâ vezzeyyenet ve zanne ehluhâ ennehum kâdirûne aleyhâ etâhâ emrunâ leylen ev nehâren fe cealnâhâ hasîden ke en lem tagne bil emsi, kezâlike nufassilul âyâti li kavmin yetefekkerûn(yetefekkerûne).
Dünya hayatının durumu (örneği) sadece semadan indirdiğimiz, böylece yeryüzünde, insanların ve hayvanların yediği, arzın bitkileri ile karışan su gibidir. Hatta yeryüzü onun güzelliğini alıp güzelleştiği zaman onun sahibi, ona, kendilerinin kaadir (muktedir) olduğunu zannetti. Ona emrimiz gece veya gündüz geldi ve böylece onu hasat ettik (kökünden kopardık). Sanki dün hiç olmamış (zenginleşmemiş) gibi oldu. İşte böylece âyetleri tefekkür eden bir kavim için ayrı ayrı açıklıyoruz.

Nahl Suresi -73: Ve ya’budûne min dûnillâhi mâ lâ yemliku lehum rızkan mines semâvâti vel ardı şey’en ve lâ yestetîûn(yestetîûne).
Ve onlar (müşrikler), semalardan ve yeryüzünden onlara rızık olarak bir şey vermeye malik olmayan, Allah’tan başka şeylere (putlara) tapıyorlar. Ve (onlar, o putlar ki; hiçbir şeye) muktedir değildirler (güçleri yetmez).

Nahl Suresi -75: Daraballâhu meselen abden memlûken lâ yakdiru alâ şey’in ve men razaknâhu minnâ rızkan hasenen fe huve yunfiku minhu sırren ve cehren, hel yestevûn(yestevûne), elhamdulillâhi, bel ekseruhum lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
Allah şöyle bir misal verdi: Bir şeye muktedir olmayan (gücü yetmeyen), köle olan bir kul ve tarafımızdan güzel bir rızık ile rızıklandırdığımız böylece ondan gizli ve aşikâr infâk eden kimse; onlar, eşit (müsavi) olabilir mi? Hamd, Allah’a mahsustur (Allah içindir). Hayır, onların çoğu bilmezler.

Nahl Suresi -76: Ve daraballâhu meselen raculeyni ehaduhumâ ebkemu lâ yakdiru alâ şey’in ve huve kellun alâ mevlâhu eynemâ yuveccihhu lâ ye’ti bi hayrin, hel yestevî huve ve men ye’muru bil adli ve huve alâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).
Allah, iki adamı örnek verdi. İkisinden birisi dilsiz, bir şeye muktedir değil (gücü yetmez). Ve o, Mevlâsı’na (Efendisi’ne) yüktür. Onu nereye yönlendirse (gönderse), bir hayır (fayda) getiremez (sağlayamaz). O, adaletle emreden (irşad makamının sahibi olan) ve Sıratı Mustakîm üzerinde olan kimse ile eşit (müsavi) olabilir mi?

Isrâ Suresi -99:  E ve lem yerev ennallâhellezî halakas semâvâti vel arda kâdirun alâ en yahluka mislehum ve ceale lehum ecelen lâ raybe fîhi, fe ebâz zalimûne illâ kufûrâ(kufûran).
Ve onlar; Allah’ın, semaları ve yeryüzünü yarattığını ve onların bir mislini daha yaratmaya kaadir (muktedir) olduğunu görmüyorlar mı? Onlar için, onda (hakkında) şüphe olmayan bir ecel kıldı (belli bir süre taktir etti). Buna rağmen zulmedenler, sadece inkâr ederek direndiler.

Kehf Suresi -41: Ev yusbiha mâuhâ gavran fe len testetîa lehu talebâ(taleben).
Veya onun (bahçenin) suyu, yerin içine çekilir. Artık onu elde etmeye asla gücün yetmez (sen muktedir olamazsın).

Kehf Suresi -45: Vadrıb lehum meselel hayâtid dunyâ ke mâin enzelnâhu mines semâi fahteleta bihî nebâtul ardı fe asbeha heşîmen tezrûhur riyâhu, ve kânallâhu alâ kulli şey’in muktedirâ(muktediran).
Onlara dünya hayatını örnek ver ki; o, semadan indirdiğimiz su gibidir. Yeryüzünün nebatları (bitkileri), onunla karıştı (yeşerdi, büyüdü). Sonra da kuruyup, ufalandı ki rüzgâr, onu savurur. Ve Allah, herşeye muktedir olandır (gücü yetendir).

Kehf Suresi -97: Femâstâû en yazherûhu ve mâstetâû lehu nakbâ(nakben).
Artık ona zahir olmaya (onu aşmaya) güçleri yetmez ve onu delmeye muktedir olamazlar.

Kehf Suresi -101: Ellezîne kânet a’yunuhum fî gıtâin an zikrî ve kânû lâ yestetîûne sem’â(sem’an).
Onlar, gözleri “Beni zikretmekten” perdeli olanlardır. Ve onlar, (Beni) işitmeye muktedir olamadılar.

Enbiyâ Suresi -87: Ve zennûni iz zehebe mugâdıben fe zanne en len nakdire aleyhi fe nâdâ fiz zulumâti en lâ ilâhe illâ ente subhâneke innî kuntu minez zâlimîn(zâlimîne).
Ve Zennûn (Yunus A.S), gadaba gelerek (öfkelenerek) gitmişti. Böylece ona muktedir olamayacağımızı (hükmedemeyeceğimizi) zannetti. Sonra karanlıklar içinde (şöyle) nida etti: “Senden başka İlâh yoktur. Sen Sübhan’sın (herşeyden münezzehsin). Muhakkak ki ben, zalimlerden oldum.”

Furkan Suresi -19: Fe kad kezzebûkum bimâ tekûlûne fe mâ testetîûne sarfan ve lâ nasrâ(nasran), ve men yazlım minkum nuzıkhu azâben kebîrâ(kebîren).
İşte böylece (Allah’tan başka taptıklarınız), söylediklerinizden dolayı sizi yalanladılar. Artık (azabı) uzaklaştırmaya ve yardım almaya muktedir olamazsınız. Ve sizden kim zulmederse ona büyük azap tattırırız.

Şuara Suresi -211: Ve mâ yenbagî lehum ve mâ yestetîûn(yestetîûne).
Ve (bu), onlara yakışmaz (onların harcı değildir) ve onlar, (buna) muktedir olamazlar.

Yâsin Suresi -75: Lâ yestetîûne nasrahum ve hum lehum cundun muhdarûn(muhdarûne).
(O ilâhlar), onlara yardım etmeye muktedir değildirler. Ve kendileri, onlar (o ilâhlar) için, (onlara yardıma) hazır askerlerdir.

Zuhruf Suresi -42: Ev nuriyennekellezî vaadnâhum fe innâ aleyhim muktedirûn(muktedirûne).
Ya da onlara vaadettiğimizi (azabı) sana mutlaka göstereceğiz. Çünkü Biz, onların üzerinde mutlaka muktedir olanlarız (gücü yetenleriz).

Zariyat Suresi -45: Fe mâstetâû min kıyâmin ve mâ kânû muntesirîne.
O zaman ayağa kalkmaya muktedir olamadılar. Ve onlar “yardım edilenler” olmadılar.

Kamer Suresi -42: Kezzebû bi âyâtinâ kullihâ fe ehaznâhum ahze azîzin muktedir(muktedirin).
Âyetlerimizin hepsini yalanladılar. Bu sebeple onları üstün kudret sahibinin yakalayışı ile yakalayıp aldık (helâk ettik).

Kamer Suresi -55: Fî mak’adi sıdkın inde melîkin muktedir(muktedirin).
Kudret Sahibi Melik’in huzurunda, sadıklar makamındadır.

El-Mukaddim

İstediğini öne alan, ileri geçiren demektir. Allah Teâlâ, dilediği şeyi veya kimseyi öne alan, önde bulundurandır. Allah’ın daveti geneldir. Fakat hidâyet ettikleri davete uyar, ileri gider. Hidâyet etmedikleri geri kalır. Allah’ın emir ve yasakları bütün kullar içindir. Fakat Allah’ın muvaffak ettikleri bunlara uyar, yükselir; muvaffak etmedikleri geride kalır. O hâlde hem akıl ve irâdemizi Allah’a îmân ve itâat yönünde kullanmalı, hem de Allah’tan hidâyet istemelidir. “Mukaddim” ismi, “Muahhir” ismiyle beraber değerlendirilmelidir.

El-Muahhir

İstediğini geri bırakan, geciktiren, istediğini geri alan demektir.  Dilediğini geri bırakan, erteleyen. Dilediğini sona alan, erteleyen, alçaltan anlamına gelmektedir.

Allah Teâlâ, hikmeti gereği geri bırakılması gerekenleri geri bırakır. “Mukaddim” ismi ile ilgili açıklamalarımız “Muahhir” ismi ile de ilgilidir. Esasen bu iki isim beraber değerlendirilmelidir. Bazen Allah Teâlâ, kulların istediklerini bir hikmeti gereği geri bırakır. İmtihan dünyasında olduğumuzu unutmamamız gerekir.

Kuran'da El-Muahhir Esması Geçen Ayetler

Hicr suresi 5. ayet

مَّا تَسْبِقُ مِنْ أُمَّةٍ أَجَلَهَا وَمَا يَسْتَأْخِرُونَ

Okunuşu : Mâ tesbiku min ummetin ecelehâ ve mâ yeste’hırûn(yeste’hırune).
Anlamı : Hiçbir ümmet, ecelini evvele alamaz ve tehir edemez (geciktiremez, sonraya alamaz).

Hac suresi 75. ayet

اللَّهُ يَصْطَفِي مِنَ الْمَلَائِكَةِ رُسُلًا وَمِنَ النَّاسِ إِنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ بَصِيرٌ

Okunuşu : Allâhu yastafî minel melâiketi rusulen ve minen nâsi, innallâhe semîun basîr(basîrun).
Anlamı : Allah, meleklerden ve insanlardan resûller seçer. Muhakkak ki Allah, en iyi işitendir, en iyi görendir.

Bakara suresi 253. ayet

تِلْكَ الرُّسُلُ فَضَّلْنَا بَعْضَهُمْ عَلَى بَعْضٍ مِّنْهُم مَّن كَلَّمَ اللّهُ وَرَفَعَ بَعْضَهُمْ دَرَجَاتٍ وَآتَيْنَا عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ الْبَيِّنَاتِ وَأَيَّدْنَاهُ بِرُوحِ الْقُدُسِ وَلَوْ شَاء اللّهُ مَا اقْتَتَلَ الَّذِينَ مِن بَعْدِهِم مِّن بَعْدِ مَا جَاءتْهُمُ الْبَيِّنَاتُ وَلَكِنِ اخْتَلَفُواْ فَمِنْهُم مَّنْ آمَنَ وَمِنْهُم مَّن كَفَرَ وَلَوْ شَاء اللّهُ مَا اقْتَتَلُواْ وَلَكِنَّ اللّهَ يَفْعَلُ مَا يُرِيدُ

Okunuşu : Tilker rusulu faddalnâ ba’dahum alâ ba’d(ba’din), minhum men kellemallâhu ve rafea ba’dahum derecât(derecâtin), ve âteynâ îsâbne meryemel beyyinâti ve eyyednâhu bi rûhıl kudus(rûhıl kudusi), ve lev şâallâhu maktetelellezîne min ba’dihim min ba’di mâ câethumul beyyinâtu ve lâkinihtelefû fe minhum men âmene ve minhum men kefer(kefere), ve lev şâallâhu maktetelû ve lâkinnallâhe yef’alu mâ yurîd(yurîdu).
Anlamı : İşte Biz, o resûllerden bir kısmını, diğerlerinin üzerine faziletli kıldık. Allah, onlardan kimiyle konuştu, kimini de derecelerle yükseltti. Ve Biz, Meryem’in oğlu İsa’ya beyyineler verdik. Ve onu Ruh’ûl Kudüs ile destekledik (doğruladık). Eğer Allah dileseydi, onlardan sonra gelenler, kendilerine beyyineler (ispat vasıtaları) geldikten sonra birbirlerini öldürmezlerdi. Lâkin ayrılığa düştüler. O zaman onlardan kimi îmân etti, kimi de inkâr etti. Eğer Allah dileseydi, birbirlerini öldürmezlerdi. Lâkin Allah, dilediği şeyi yapar.

Hud suresi 8. ayet

وَلَئِنْ أَخَّرْنَا عَنْهُمُ الْعَذَابَ إِلَى أُمَّةٍ مَّعْدُودَةٍ لَّيَقُولُنَّ مَا يَحْبِسُهُ أَلاَ يَوْمَ يَأْتِيهِمْ لَيْسَ مَصْرُوفًا عَنْهُمْ وَحَاقَ بِهِم مَّا كَانُواْ بِهِ يَسْتَهْزِؤُونَ

Okunuşu : Ve le in ahharnâ anhumul azâbe ilâ ummetin ma’dûdetin le yekûlunne mâ yahbisuhu, e lâ yevme ye’tîhim leyse masrûfen anhum ve hâka bi him mâ kânû bihî yestehziûn(yestehziûne).
Anlamı : Ve eğer bir ümmete azabı, (onlardan) belli bir süre ertelesek (tehir etsek), mutlaka: “Onu tutan (men eden) nedir?” derler. Onlara azap geldiği gün, onlardan uzaklaştırılacak değil. (Öyle) değil mi? Onunla alay etmiş oldukları şey, onları kuşattı (ihata etti).

İbrahim suresi 42. ayet

وَلاَ تَحْسَبَنَّ اللّهَ غَافِلاً عَمَّا يَعْمَلُ الظَّالِمُونَ إِنَّمَا يُؤَخِّرُهُمْ لِيَوْمٍ تَشْخَصُ فِيهِ الأَبْصَارُ

Okunuşu : Ve lâ tahsebennallâhe gâfilen ammâ ya’meluz zâlimûn(zâlimûne), innemâ yuahhıruhum li yevmin teşhasu fîhil ebsâr(ebsâru).
Anlamı : Ve Allah’ı, zalimlerin yaptığı şeylerden gâfil sanma. Sadece onları, gözlerin dehşetten açılacağı güne tehir eder (erteler).

El-Evvel

Varlığının sonu olmayan, baki olan, her şey üzerine kadim olan, ilk, evveli olmayan evvel, her varlığın haliki ve evveli olmayan, her şeyden önce olan demektir.

Allah Teâlâ, bütün varlıklardan öncedir. Varlığının bir evveli, başlangıcı yoktur. O, kadîmdir, ezelîdir. Varlığı kendi zâtıyladır. Bütün varlıklar varlığını O’ndan almaktadır. Yaratmayı başlatan O’dur. “Evvel” ismini “Âhir” ismiyle beraber değerlendirmelidir.

Kuran'da El-Evvel Esması Geçen Ayet

Hadid suresi 3. ayet

هُوَ الْأَوَّلُ وَالْآخِرُ وَالظَّاهِرُ وَالْبَاطِنُ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ

Okunuşu : Huvel evvelu vel âhiru vez zâhiru vel bâtın(bâtınu), ve huve bi kulli şey’in alîm(alîmun).
Anlamı : O, evveldir (ilktir) ve ahirdir (sondur), zahirdir (alametleri tüm varlıklarda görünendir) ve batındır (gizli olandır). Ve O, her şeyi en iyi bilendir.

El-Âhir

Âhir; varlığının sonu olmayan demektir. Allah Teâlâ, varlığı devamlı olandır. Varlığının başlangıcı olmadığı gibi sonu da yoktur. Allah, eşyanın evveli olması bakımından “Evvel”dir. Eşyanın sonu Allah’tan olması bakımından da “Âhir”dir. “Âhir” ismini, “Evvel” ismiyle beraber değerlendirmelidir.

Kuran'da El-Âhir Esması Geçen Ayetler

 

Hadid suresi 3. ayet

هُوَ الْأَوَّلُ وَالْآخِرُ وَالظَّاهِرُ وَالْبَاطِنُ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ

Okunuşu : Huvel evvelu vel âhiru vez zâhiru vel bâtın(bâtınu), ve huve bi kulli şey’in alîm(alîmun).
Anlamı : O, evveldir (ilktir) ve ahirdir (sondur), zahirdir (alâmetleri tüm varlıklarda görünendir) ve bâtındır (gizli olandır). Ve O, her şeyi en iyi bilendir.

Necm suresi 25. ayet

فَلِلَّهِ الْآخِرَةُ وَالْأُولَى

Okunuşu : Fe lillâhil âhiratu vel ûlâ.Anlamı :Fakat evvel de, ahir de Allah’ındır (dünya da, ahiret de Allah’ındır).
Anlamı : Fakat evvel de, ahir de Allah’ındır (dünya da, ahiret de Allah’ındır).

El-Zâhir

Zâhir, varlığı her şeyde açıkça görülen demektir. Çünkü her şey O’nun varlığına delildir. Hiçbir şey yoktur ki varlıkta ortaya çıkarken daha evvel O’nun varlığını isbat etmiş olmasın. Mamafih her görüneni de O zannetmemelidir. Çünkü O, âşikâr olmakla beraber gizlidir de. Duygularla hissedilemeyip hayal ile algılanamayacağı gibi, varlığının hakikatı da, akılların idrak ve kavrayışına sığmaktan münezzehtir. Binaenaleyh O’nun için ne yalnız Zâhir ne de yalnız Bâtın diye hükmetmemeli, hükmü, âtıftan sonraya bırakarak “Zâhir ve Bâtın” demelidir.

O görünmeyen Zâhir, gizlenmeyen Bâtın’dır. Yardım etme ve rızık vermede Zâhir, varlıkların oluşumunu sağlayan Bâtın’dır. Allah’ın Zâhir oluşu, O’nun her şeyden üstün olmasını gerektirir.

El-Bâtın

Akılların idrak edemeyeceği yüceliği gizli olan, her şeyin iç yüzünden haberdar olan. Yarattıkları varlıkların nazarlarında gizli olanı, görünmeyeni bilen, her şeyin iç yüzünden haberdar olandır.

Allah Teâlâ, gizlidir. Çünkü O, gözle görülemez, künhüyle bilinemez. İnsan, her şeyiyle sınırlıdır. Allah ise, sınırsızdır. Sınırlı olan sınırsız olanı idrâk ve ihâta edemez. “Bâtın” ismi, “Zâhir” ismiyle beraber değerlendirilmelidir.

Hadid Süresi 3 Ayet

هُوَ الْأَوَّلُ وَالْآخِرُ وَالظَّاهِرُ وَالْبَاطِنُ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ

Okunuşu : Huvel evvelu vel âhiru vez zâhiru vel bâtın (bâtınu), ve huve bil kulli şey'în alîm(alîmun).
Anlamı : O, evelldir (ilktir) ve ahirdir (sondur), zahirdir (gizli olandır.) Ve O, her şeyi en iyi bilendir.

Enam Süresi 120. Ayet

وَذَرُواْ ظَاهِرَ الإِثْمِ وَبَاطِنَهُ إِنَّ الَّذِينَ يَكْسِبُونَ الإِثْمَ سَيُجْزَوْنَ بِمَا كَانُواْ يَقْتَرِفُونَ

Okunuşu : Ve zerû zahirel ismi ve bâtınehu,innellezîne yeksibînel isme se yuczevne bimâ kânû yakterifûn (yakterifûne).
Anlamı : Ve günahın açıkta olanını da, gizli olanını da terk edin. Muhakkak ki; günah işleyenler (kazananlar) kazandıklarından dolayı yakında cezalandırılacaklar.

Lokman Süresi 20 Ayet

أَلَمْتَرَوْا أَنَّ اللَّهَ سَخَّرَ لَكُم مَّا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَأَسْبَغَ عَلَيْكُمْ نِعَمَهُ ظَاهِرَةً وَبَاطِنَةً وَمِنَ النَّاسِ مَن يُجَادِلُ فِي اللَّهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَلَا هُدًى وَلَا كِتَابٍ مُّنِيرٍ

Okunuşu : E lem terav ennâllahe sahhara lekum mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ardı ve esbega aleykum niamehu zâhireten ve bâtıneten, ve minen nâsi men yucâdilu fîllahi bi gari ilmin ve lâ kitâbin munîr (munîrin).
Anlamı : Göklerde ve yerlerdeki her şeyi, Allah'ın size musahhar (emirinize amade) kıldığı görmediniz mi? Ve sizin üzerinizdeki görünen ve görünmeyen (açık ve gizli) nimetlerini tamamladır.Ve insanlardan bir kısmı (hala) ilmi, bir hidayete erdiricisi ve aydınlatıcı bir kitabı olmaksızın,Allah hakkında mücadele ederler.

El-Vâlî

Evreni ve evrende olan her şeyi yöneten. Esmaül hüsnadan El Vâlî yardım eden, destek veren, işleri düzenleyen, yöneten anlamlarını taşır. Bu muazzam kâinâtı ve bütün hâdisâtı tek başına idâre eden demektir. Mahlukatın işlerini yoluna koyan. Bütün kâinatı idare eden, onların işlerini yoluna koyan. İdare eden bu büyük kâinatı ve onda her an olup bitenleri idare edip yönetendir. İdare etme yeteneği O’nundur.

Allah Teâlâ, bu büyük evreni ve her an meydana gelen bütün olayları tek başına yönetendir. Yaratıkların işlerini yerine koyandır. Bütün varlıkların tek hükümdârı olup onlar üzerinde istediği şekilde tasarrufta bulunandır. Dirilten ve öldüren O’dur. Hiçbir şey O’nun tasarrufunun dışında kalmaz.

Kuran'da El-Vâlî İsminin Geçtiği Ayetler

“O’nun emri, bir şeyi dileyince ona sadece “Ol!” demektir. O da hemen oluverir. O halde her şeyin mülkü ve tasarrufu (hükümranlığı) elinde bulunan Allah’ın şanı ne yücedir. Siz de yalnız O’na döndürüleceksiniz.” Yâ-Sîn sûresi (36), 82, 83

“Rabbiniz o Allah’tır ki, gökleri ve yeri altı günde yarattı, sonra arş üzerine istiva etti (onu hükmü altına aldı), işi tedbir eyliyor. O’nun izni olmaksızın hiç kimse şefaatçi olamaz. İşte Rabbiniz olan Allah budur. O’na ibadet ediniz! Hâlâ düşünüp ibret almayacak mısınız? Dönüşünüz hep O’nadır. Allah’ın vaadi haktır. Her şeyi ilk baştan yaratan O’dur. Sonra iman edip salih amel işleyenleri hak ettikleri ölçüde mükâfatlandırmak için geri döndürecek olan yine O’dur…” Yûnûs sûresi (10), 3, 4

El-Müteâlî

En yüce olan, izzet, şeref ve hükümranlık bakımından en yüce ve bilinenlerin en üstünü; sonsuz ve sınırsız yüceliğe sahip olan. Noksanlıklardan yüce ve münezzeh olan, yaratılmışların, O’nun hakkında akıl ve idraklerinin mümkün gördüğü her şeyden, her hal ve tavırdan pek üstün olan demektir. Yüceliği yayan, sonsuz ve sınırsız yücelik sahibi anlamına gelmektedir.

Allah Teâlâ, yaratılmışlar hakkında aklın mümkün gördüğü her şeyden, her hal ve tavırdan yücedir. Zât, sıfat ve fiilleri açısından yaratılmışlara benzemekten, denk ve ortağı bulunmaktan yücedir.

Kuran'da El-Müteâlî Esması Geçen Ayet

Ra’d, 13/9

عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ الْكَب۪يرُ الْمُتَعَالِ ﴿٩

“O, görüneni de görünmeyeni de bilir; O, büyüktür, yücedir.”

El-Berr

Berrü kökünden türemiş olan el-Berr ismi; yeryüzü, kara ve kıta anlamlarına gelmektedir. Karalar, kıtalar ve yeryüzü ne kadar genişse Rabbimizin iyiliği de o kadar geniş ve sonsuzdur. Her türlü iyilik, ihsan, itaat ve doğruluk anlamlarına da gelmektedir.

Allah Teâlâ, kulları hakkında kolaylık isteyendir. Yaratıklarına karşı rahmet ve mağfireti; lütuf ve ihsânı bol olandır. Kullarının hep iyiliğini ister, kötülüklerini ve zorluk çekmelerini istemez. Yapılan kötülüklerin çoğunu bağışlar, örtbas eder.

Kuranda El-Berr Esması Geçen Ayetler

“Gerçekten biz bundan önce O’na yalvarıyorduk. Şüphesiz O, iyilik edendir, çok merhametlidir.”
(Tûr, 52:28)

“İnsanların kendi işledikleri (kötülükler) sebebiy­le karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır. Dön­meleri için Allah, yaptıklarının bazı (kötü) sonuçlarını (dünyada) onlara tattıracaktır.”
(Rum, 30:41)

“Onları, (denizde) bir dalga gölgelikler gibi kap­ladığında, dini Allah’a has kılarak O’na yalvarırlar.Allah, onları kurtarıp karaya çıkarınca, onlardan bir kısmı orta yolu tutar. Bizim âyetlerimizi ise ancak son derece kaypak, son derece nankör olanlar inkâr eder.”
(Lokman,31:32)

Et-Tevvâb

Tevbe kökünden türemiş olan Et-Tevvab ismi, kullarının yönelişlerini ve dönüşlerini kabul eden, cezadan vazgeçen anlamlarına gelmektedir. Tevbe ise; dönmek, yönelmek, Allah’ın dinine ve emrine dönmek, isyandan itaate dönmek anlamlarına gelir.

Allah Teâlâ, kullarını tövbeye sevkeden ve tövbelerini kabul edendir. Kendisine yönelen kullarının günahlarını affedendir. Tövbeleri kabul edip günahları bağışlayandır. Kul, işlediği günahlardan pişman olur, tövbeye yönelirse Allah onu tövbesinde başarılı kılar ve tövbesini kabul eder.

Kuran'da El-Tevvab Esması Geçen Ayetler

“…İman eden erkeklerin ve kadınların da tevbelerini kabul edecektir. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.” (Ahzab 73)

“Ancak tevbe eden, iman eden ve salih amellerde bulunanlar başka! Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah çok bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir.” (Furkan 70)

“Şu da muhakkak ki Ben tevbe eden, iman eden ve salih amel işleyen, sonra da doğru yoldan giden kimseyi bağışlarım.” (Taha 82)

“Andolsun ki Allah Müslümanlardan bir grubun kalpleri eğrilmeye yüz tuttuktan sonra, peygamberi ve güçlük zamanında ona uyan Muhacirleri ve Ensar’ı affetti. Sonra da onların tevbelerini kabul etti. Çünkü O, onlara karşı çok şefkatli, pek merhametlidir.” (Tevbe 117)

“Kim haksız davranışından sonra tevbe eder ve durumunu düzeltirse şüphesiz Allah onun tevbesini kabul eder. Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.” (Maide 39)

“Âdem Rabbinden birtakım kelimeler öğrendi ve derhal tevbe etti. Çünkü Allah tevbeleri kabul eden ve merhameti bol olandır.” (Bakara 37)

El-Müntekim

Suçluları, adaleti ile hak ettikleri cezaya çarptıran, kendisine isyan edenleri, asileri, canileri, azgınları şiddetle cezalandıran. Kulun hak ettiği ceza ne ise onun cezasını tam olarak veren demektir. Zarar verenin yaptığının karşılığıyla ödeştiren.

Allah Teâlâ, suçluları hemen cezalandırmaz. Onları çeşitli yollarla uyarır. Yanlış davranışından dönmesi için kendisine fırsat ve yeterli zaman verir. Tövbe etmeyenleri cezalandırır. Fakat bu cezalandırma kendisi için değildir; zulüm ve gadre uğrayanlar içindir. Allah, dostlarından değil, düşmanlarından intikam alır.

Kuran'da El-Müntekim Esması Geçen Ayetler

وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّن ذُكِّرَ بِآيَاتِ رَبِّهِ ثُمَّ أَعْرَضَ عَنْهَا إِنَّا مِنَ الْمُجْرِمِينَ مُنتَقِمُونَ

Kendisine Rabbinin ayetleri hatırlatıldıktan sonra onlardan yüz çevirenden daha zalim kim olabilir! Muhakkak ki biz, günahkarlara, layık oldukları cezayı veririz.( Secde Suresi: 22)

فَلاَ تَحْسَبَنَّ اللّهَ مُخْلِفَ وَعْدِهِ رُسُلَهُ إِنَّ اللّهَ عَزِيزٌ ذُو انْتِقَامٍ

Sakın Allah’ın, peygamberlerine verdiği sözden cayacağını sanma! Şüphesiz Allah, mutlak güç sahibidir, intikam sahibidir. (İbrahim Suresi: 47)

El-Afüvv

El-Afüvv ismi; yok etmek, silip süpürmek, gidermek, fazlalık ve artık anlamlarına gelmektedir.

Allah Teâlâ, günahları kökünden kazıyıp tamamen yok eder. Kirâmen kâtibin meleklerinin kayıtlarını siler. Hatırlayıp mahçup olmasınlar diye kullarına işledikleri günahları da unutturur. Bu isimden nasip alan kul, bir taraftan devamlı Allah’tan af diler, diğer taraftan ümitsizliğe kapılmaz. Kullara karşı da çok affedici olur.

Kuran'da El-Afüvv Esması Geçen Ayetler

Nisâ-43

اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَفُواًّ غَفُوراً ﴿٤٣

Okunuşu : “İnnellâhe kâne afüvven ğafûra.”
Anlamı : “Gerçekten Allah çok affeden ve bağışlayandır.”

Nisa-149

فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَفُواًّ قَد۪يراً ﴿١٤٩

Okunuşu : “Feinnellâhe kâne afüvven kadîra”
Anlamı : “Şüphe yok ki Allah çok affedicidir, her şeye kâdirdir.”

Hac-60

اِنَّ اللّٰهَ لَعَفُوٌّ غَفُورٌ ٦٠

Okunuşu : “İnnellâhe leafuvvün ğafûra”
Anlamı : “Şüphesiz Allah çok affeden ve çok bağışlayandır.”

Nisâ-99

وَكَانَ اللّٰهُ عَفُواًّ غَفُوراً ﴿٩٩

Okunuşu : “Ve kânellâhü afüvven ğafûra.”
Anlamı : “Allah çok affeden çok bağışlayandır.”

Er-Raûf

 

Er-Rauf ismi; rahmet, rahim, merhamet ve acımak anlamlarına gelmektedir.

Allah Teâlâ, kullarına karşı ileri derecede merhamet ve şefkat sahibidir. Kullarının sıkıntılarını ortadan kaldırır. Allah kullarına akıl ve iyiyi kötüyü ayırt etme yeteneği vermiştir. Kullarını, işledikleri suçlardan dolayı hemen cezalandırmaz. Onlara hatalarından dönmesi için fırsat tanır. İnanan kullarının kusurlarını bağışlar, iyi amellerine fazlasıyla mükâfât verir.

Kuran'da Er-Raûf Esması Geçen Ayetler

 

“O, onlara karşı çok şefkatli, pek merhametlidir.” (Tevbe, 117)

“Eğer Allah’ın üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı, azabınızı çarçabuk verirdi. Gerçekten Allah Rauf’dur, Rahim’dir.” (Nur, 20)

“Allah insanlara karşı şefkatli ve merhametlidir.” (Bakara, 143)

“Muhakkak Rabbiniz Rauf’dur, Rahimdir” (Bakara, 207)

Mâlik-ül Mülk

Mülkün ebedi ve tek sahibi.Mülkinde dilediği gibi tasarruf eden,dilediğini öldüren,dilediğini yaşatan,dilediği gibi var eden,dilediğini yok eden; iradesine hiç bir şeyin ve hiç bir kimsenin müdahalesi söz konusu olmayan.

Allah Teâlâ, bütün kâinatın tek sâhibi ve mâlikidir. Mülkünde istediği gibi tasarruf eder. Dilediğine mülk verir, dilediğine vermez. Dilediğine az verir, dilediğine çok verir. Mutlak hükümranlık O’na aittir. Bu isimden nasip alan kulda mal ve mülkün emânet olduğu şuuru yerleşir. Mal ve mülkü nasıl kullanacağını bilir; israf ve cimrilikten uzak durur. Nimet verene şükrünü tam yapar.

Kuran'da Mâlik-ül Mülk Esması Geçen Ayet

Ali İmran suresi 26.ayet

قُلِ اللَّهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِي الْمُلْكَ مَن تَشَاء وَتَنزِعُ الْمُلْكَ مِمَّن تَشَاء وَتُعِزُّ مَن تَشَاء وَتُذِلُّ مَن تَشَاء بِيَدِكَ الْخَيْرُ إِنَّكَ عَلَىَ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

Okunuşu : Kulillâhumme mâlikel mulki tû’til mulke men teşâu ve tenziul mulke mimmen teşâ’(teşâu), ve tuizzu men teşâu ve tuzillu men teşâ’(teşâu, bi yedikel hayr(hayru), inneke alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
Anlamı : De ki: “Mülkün mâliki olan Allah’ım. Mülkü dilediğine verirsin ve dilediğinden mülkü alırsın. Ve dilediğini azîz kılarsın ve dilediğini zelil edersin. “Hayır” senin elindedir. Muhakkak ki sen herşeye kaadirsin.

 

 

Zül-Celâli vel ikrâm

 

Zül Celali vel İkram ismi; büyüklük, yücelik, ululuk, azamet, yüce ve münezzeh olmak anlamlarına gelmektedir.

Allah Teâlâ, yaratıkları tarafından yüceltilmeye ve övülmeye lâyık olandır. Kullarından dilediklerine, kendisine samimiyetle kulluk vazifelerini yapmayı sağlayan, mânevî derecelerini yükselten, dünyada ve âhirette onlara bol lütuflarda bulunandır. Ne kadar büyüklük, ululuk, yücelik varsa, hepsi Allah’a mahsustur.

Kuran'da Zül-Celâli vel ikrâm Esması Geçen Ayetler

Rahman suresi 27. ayet

وَيَبْقَى وَجْهُ رَبِّكَ ذُو الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ

Okunuşu : Ve yebkâ vechu rabbike zûl celâli vel ikrâm(ikrâmi).
Anlamı : Ve celâl ve ikram sahibi Rabbinin Vechi (Zatı) bâki kalacaktır.

Rahman suresi 78. ayet

تَبَارَكَ اسْمُ رَبِّكَ ذِي الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ

Okunuşu : Tebârakesmu rabbike zîl celâli vel ikrâm(ikrâmi).
Anlamı : Celâl ve İkram Sahibi Rabbinin İsmi Mübarek’tir (Çok Yüce’dir).

El-Muksit

El Muksit ismi; adalet, gerçeğe uygun hükmetmek, dengeyi kurmak, doğru yolu izlemek anlamlarına gelir.

Allah Teâlâ, adâletle hükmedendir. En üstün adâlet ve merhamet sahibidir. Mazlumların haklarını zâlimlerden alandır. Dünyada dost düşman ayırımı yapmadan bütün kullarına rızık verir. Âhirette, dostları, yaptıklarının karşılığını fazlasıyla alacak, düşmanları ise sadece yaptıklarının karşılığı bir cezaya çarptırılacaklardır.

Kuran'da El -Muksit Esması Geçen Ayet

 

Mümtehine suresi 8. ayet

لَا يَنْهَاكُمُ اللَّهُ عَنِ الَّذِينَ لَمْ يُقَاتِلُوكُمْ فِي الدِّينِ وَلَمْ يُخْرِجُوكُم مِّن دِيَارِكُمْ أَن تَبَرُّوهُمْ وَتُقْسِطُوا إِلَيْهِمْ إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُقْسِطِينَ

Okunuşu : Lâ yenhâkumullâhu anillezîne lem yukâtilûkum fîd dîni ve lem yuhricûkum min diyârikum en teberrûhum ve tuksitû ileyhim, innallâhe yuhıbbul muksitîn(muksitîne).

Anlamı : Allah, din konusunda sizinle savaşmamış ve sizi yurdunuzdan çıkarmamış olan kimselere iyilik etmenizden ve onlara adaletle davranmanızdan sizi nehy etmez (yasaklamaz).

El-Câmi

El Cami esması; toplamak, bir araya getirmek, birbirine katmak, yaklaştırmak anlamlarına gelmektedir.

Allah Teâlâ, birbirine benzeyen şeyleri ve benzemeyen zıt şeyleri bir araya getirip toplayandır. Kıyâmet günü hesaba çekmek için yaratıkları toplayandır. Bütün iyilikleri, güzellikleri ve övgüleri zâtında toplayandır. Tabiatları zıt birçok unsuru bir araya getirendir. İnsanları birbirlerine sevdirip kalpleri ısındırandır.

Kuran'da El-Câmi Esması Geçen Ayetler

رَبَّنَا إِنَّكَ جَامِعُ النَّاسِ لِيَوْمٍ لاَّ رَيْبَ فِيهِ إِنَّ اللّهَ لاَ يُخْلِفُ الْمِيعَادَ

Rabbimiz! Gelmesinde şüphe edilmeyen bir günde, insanları mutlaka toplayacak olan sensin. Allah asla sözünden dönmez.( Ali-İmran Suresi: 9)

وَقَدْ نَزَّلَ عَلَيْكُمْ فِي الْكِتَابِ أَنْ إِذَا سَمِعْتُمْ آيَاتِ اللّهِ يُكَفَرُ بِهَا وَيُسْتَهْزَأُ بِهَا فَلاَ تَقْعُدُواْ مَعَهُمْ حَتَّى يَخُوضُواْ فِي حَدِيثٍ غَيْرِهِ إِنَّكُمْ إِذًا مِّثْلُهُمْ إِنَّ اللّهَ جَامِعُ الْمُنَافِقِينَ وَالْكَافِرِينَ فِي جَهَنَّمَ جَمِيعًا

Oysa Allah size Kitap’ta (Kur’an’da) “Allah’ın ayetlerinin inkar edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, başka bir söze geçmedikleri müddetçe, onlarla oturmayın, aksi halde siz de onlar gibi olursunuz” diye hüküm indirmiştir. Şüphesiz Allah, münafıkların ve kafirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır.( Nisa Suresi: 140)

El-Ganiyy

El-Ganiyy ismi;muhtaç olmayan, ihtiyaçtan berî olan, kendi başına ayakta durabilen, ikamet eden, hayatını devam ettiren anlamlarına gelmektedir. Fakir kelimesinin tam zıddıdır. Fakir, kişinin bel kemiğinin kırılması demektir. Kendi başına hareket edemeyen, kendi kendine ayakta duramayan kimseye Araplar “Fakir” derler.

Allah Teâlâ, her şey kendisine muhtaç olan; kendisi hiç bir şeye muhtaç olmayandır. Zât ve sıfatlarında her türlü ihtiyaçtan uzak olandır. Çok zengindir, hiç bir şeye ihtiyacı yoktur. Ama bütün varlıklar her konuda O’na muhtaçtır.

Kuran'da El-Ganiyy Esması Geçen Ayetler

Fatır suresi 15. ayet

يَا أَيُّهَا النَّاسُ أَنتُمُ الْفُقَرَاء إِلَى اللَّهِ وَاللَّهُ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَمِيدُ

Okunuşu : Yâ eyyuhân nâsu entumul fukarâu ilâllâhi, vallâhu huvel ganiyyul hamîd (hamîdu).
Anlamı : Ey insanlar! Sizler, Allah’a muhtaç fakirlersiniz. Ve Allah ki, O; Gani’dir (zengin, ihtiyacı olmayan), Hamîd’dir (hamdedilen).

Nisa suresi 131. ayet

وَللّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ وَلَقَدْ وَصَّيْنَا الَّذِينَ أُوتُواْ الْكِتَابَ مِن قَبْلِكُمْ وَإِيَّاكُمْ أَنِ اتَّقُواْ اللّهَ وَإِن تَكْفُرُواْ فَإِنَّ لِلّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ وَكَانَ اللّهُ غَنِيًّا حَمِيدًا

Okunuşu : Ve lillâhi mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard (ardı). Ve lekad vassaynâllezîne ûtûl kitâbe min kablikum ve iyyâkum enittekullâh (enittekullâhe). Ve in tekfurû fe inne lillâhi mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard (ardı). Ve kânallâhu ganiyyen hamîdâ (hamîden).
Anlamı : Ve göklerde ve yeryüzünde olanlar (her şey) Allah’ındır ve and olsun ki Biz, sizden önce kitap verilenlere de, sizlere de “Allah’a karşı takva sahibi olmalarını” vasiyet ettik (farz kıldık). Ve şayet siz inkar etseniz bile, muhakkak ki göklerde ve yeryüzünde olanlar (her şey) Allah’ındır. Ve Allah, Gani’dir (hiçbir şeye ihtiyacı yoktur), Hamid’dir (övgü ve hamde layık olandır).

Bakara suresi 263. ayet

قَوْلٌ مَّعْرُوفٌ وَمَغْفِرَةٌ خَيْرٌ مِّن صَدَقَةٍ يَتْبَعُهَآ أَذًى وَاللّهُ غَنِيٌّ حَلِيمٌ

Okunuşu : Kavlun ma’rûfun ve magfiretun, hayrun min sadakatin yetbeuhâ ezâ(ezen), vallâhu ganiyyun halîm (halîmun).
Anlamı : Güzel bir söz ve mağfiret (bağışlayıp iyi davranma), arkasından eza gelen (başa kakılan) bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah Gani’dir, Halim’dir.

Bakara suresi 267. ayet

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ أَنفِقُواْ مِن طَيِّبَاتِ مَا كَسَبْتُمْ وَمِمَّا أَخْرَجْنَا لَكُم مِّنَ الأَرْضِ وَلاَ تَيَمَّمُواْ الْخَبِيثَ مِنْهُ تُنفِقُونَ وَلَسْتُم بِآخِذِيهِ إِلاَّ أَن تُغْمِضُواْ فِيهِ وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ غَنِيٌّ حَمِيدٌ

Okunuşu : Yâ eyyuhâllezîne âmenû enfikû min tayyibâti mâ kesebtum ve mimmâ ahracnâ lekum minel ard (ardı), ve lâ teyemmemûl habîse minhu tunfikûne ve lestum bi âhızîhı illâ en tugmidû fîh (fîhî), va’lemû ennallâhe ganiyyun hamîd (hamîdun).
Anlamı : Ey âmenû olanlar! Kazandıklarınızın ve yerden sizin için çıkardıklarımızın temizlerinden infak edin (ihtiyacı olanlara verin). ve sakın onun kötüsünden ve kendiniz için gözü kapalı (gönül rahatlığıyla) alamayacağınız (ucuz ve düşük evsaflı) şeyleri infak etmeye meyletmeyin (kalkışmayın). Ve Allah’ın, Gani (ve) Hamid olduğunu bilin!

Ali İmran suresi 97. ayet

فِيهِ آيَاتٌ بَيِّنَاتٌ مَّقَامُ إِبْرَاهِيمَ وَمَن دَخَلَهُ كَانَ آمِنًا وَلِلّهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ مَنِ اسْتَطَاعَ إِلَيْهِ سَبِيلاً وَمَن كَفَرَ فَإِنَّ الله غَنِيٌّ عَنِ الْعَالَمِينَ

Okunuşu : Fîhi âyâtun beyyinâtun makâmu ibrâhîm (ibrâhîme), ve men dahalehu kâne âminâ (âminen), ve lillâhi alen nâsi hiccul beyti menistetâa ileyhi sebîlâ (sebîlen), ve men kefere fe innallâhe ganiyyun anil âlemîn (âlemîne).
Anlamı : Orada (Beytullah’da) açık beyyineler, Hz. İbrahim’in makamı vardır. Ve kim oraya girerse emin (emniyette) olur. Ona yol bulmaya (Hacc’a gitmeye) gücü yetenlere, Allah için o Beyt’in hac edilmesi, insanların üzerine (farz)dır. Ve kim inkar ederse, artık muhakkak ki Allah, alemlerden ganidir (hiçbir şeye muhtaç değildir).

Zümer suresi 7. ayet

إِن تَكْفُرُوا فَإِنَّ اللَّهَ غَنِيٌّ عَنكُمْ وَلَا يَرْضَى لِعِبَادِهِ الْكُفْرَ وَإِن تَشْكُرُوا يَرْضَهُ لَكُمْ وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَى ثُمَّ إِلَى رَبِّكُم مَّرْجِعُكُمْ فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ إِنَّهُ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ

Okunuşu : İn tekfurû fe innallâhe ganiyyun ankum, ve lâ yerdâ li ıbâdihil kufra, ve in teşkurû yerdahu lekum, ve lâ teziru vâziratun vizra uhrâ, summe ilâ rabbikum merciukum fe yunebbiukum bimâ kuntum ta’melûn (ta’melûne), innehû alîmun bi zâtis sudûr (sudûri).
Anlamı : Eğer inkâr ederseniz, muhakkak ki Allah, sizden Gani’dir (size ihtiyacı yoktur). Ve O, kulları konusunda küfre razı olmaz. Ve eğer şükrederseniz sizden razı olur. (Hiç) bir günahkâr, diğerinin (başkasının) günahını yüklenmez. Sonra dönüşünüz Rabbinizedir. Böylece size yapmış olduklarınızı haber verecek. Muhakkak ki O, sinelerde olanı bilendir.

Muhammed suresi 38. ayet

هَاأَنتُمْ هَؤُلَاء تُدْعَوْنَ لِتُنفِقُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَمِنكُم مَّن يَبْخَلُ وَمَن يَبْخَلْ فَإِنَّمَا يَبْخَلُ عَن نَّفْسِهِ وَاللَّهُ الْغَنِيُّ وَأَنتُمُ الْفُقَرَاء وَإِن تَتَوَلَّوْا يَسْتَبْدِلْ قَوْمًا غَيْرَكُمْ ثُمَّ لَا يَكُونُوا أَمْثَالَكُمْ

Okunuşu : Hâ entum hâulâi tud’avne li tunfikû fî sebîlillâh (sebîlillâhi), fe minkum men yebhalu, ve men yebhal fe innemâ yebhalu an nefsihî, vallâhul ganiyyu ve entumul fukarâu, ve in tetevellev yestebdil kavmen gayrakum summe lâ yekûnû emsâlekum.
Anlamı : İşte siz böylesiniz. Allah yolunda infâk etmeye davet edilirsiniz, buna rağmen sizden bir kısmınız cimrilik yapar. Ve kim cimrilik yaparsa o taktirde sadece kendi nefsi için cimrilik yapar. Ve Allah Gani’dir (zengindir). Ve sizler fakirsiniz. Ve eğer siz (haktan) dönerseniz, (sizi) sizden başka bir kavimle değiştirir. Sonra onlar sizin gibi (cimri) olmazlar.

Hadid suresi 24. ayet

الَّذِينَ يَبْخَلُونَ وَيَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبُخْلِ وَمَن يَتَوَلَّ فَإِنَّ اللَّهَ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَمِيدُ

Okunuşu : Ellezîne yebhalûne ve ye’murûnen nâse bil buhli, ve men yetevelle fe innellâhe huvel ganiyyul hamîd (hamîdu).
Anlamı : Onlar ki cimrilik ederler ve insanlara da cimriliği emrederler. Ve kim dönerse, o taktirde muhakkak ki Allah; O, Ganî’dir (zengindir), Hamid’dir (hamdedilendir).

Hac suresi 64. ayet

لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَإِنَّ اللَّهَ لَهُوَ الْغَنِيُّ الْحَمِيدُ

Okunuşu : Lehu mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard(ardı), ve innallâhe le huvel ganiyyul hamîd (hamîdu).
Anlamı : Semalarda ve yeryüzünde olan her şey, O’nundur. Muhakkak ki Allah, O, mutlaka Ganî’dir (mustağni, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır), Hamîd (hamd edilen)’dir.

 

El-Mugnî

Dilediğine zenginlik veren Has kullarını, istiğna kemâline erdiren anlamına gelir.

Allah Teâlâ, dilediği kulun her türlü ihtiyacını karşılayandır. Fakir kullarını lütuf ve ihsânıyla zenginleştirir. Kanâat duygusu lütfedip gönül zenginliğine eriştirir. Kulun hal ve davranışlarını rızası yönüne yönlendirerek mânevî bakımdan zenginleştirir.

Kuran'da El-Mugnî Esması Geçen Ayet

Tevbe Sûresi 28. Âyet

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِنَّمَا الْمُشْرِكُونَ نَجَسٌ فَلَا يَقْرَبُوا الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ بَعْدَ عَامِهِمْ هٰذَاۚ وَاِنْ خِفْتُمْ عَيْلَةً فَسَوْفَ يُغْن۪يكُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِه۪ٓ اِنْ شَٓاءَۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ ٢٨

“Ey iman edenler! Müşrikler bir pislikten ibarettirler, artık bu yıldan sonra Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar. Eğer yoksulluktan korkarsınız, Allah dilediğinde fazlından sizi zenginleştirecektir. Allah gerçekten bilendir, hikmet sahibidir.”

El-Mâni

 

Bir şeyin olmasını istemediği zaman o şeyin olmasına mani olan, koruyucu sebepleri yaratmak suretiyle helak (ölme, harcanma, çok yorulma) ve noksanlık sebeplerini önleyen def eden, olmasını istemediği şeyin meydana gelmesine engel olan, istediğini engelleyen.

Allah Teâlâ, bazı isteklerin gerçekleşmesine müsaade etmez. Bütün isteklerimiz, Allah’ın dilemesi ve takdiriyle gerçekleşir. O’nun dilemediği bir şey olmaz. Dilediği şey de olur. Allah Teâlâ, sevdiği kullarının bazı kötü isteklerine engel olmak suretiyle onları zarardan korur.

Kuran'da El-Mani Esması Geçen Ayetler

Yasin suresi 9. ayet

وَجَعَلْنَا مِن بَيْنِ أَيْدِيهِمْ سَدًّا وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدًّا فَأَغْشَيْنَاهُمْ فَهُمْ لاَ يُبْصِرُونَ

Okunuşu : Ve cealnâ min beyni eydîhim sedden ve min halfihim sedden fe agşeynâhum fe hum lâ yubsırûn (yubsırûne).
Anlamı : Ve onların önlerine ve arkalarına set kılarak (çekerek) böylece onları perdeledik. Artık onlar görmezler.

Yunus suresi 107. ayet

وَإِن يَمْسَسْكَ اللّهُ بِضُرٍّ فَلاَ كَاشِفَ لَهُ إِلاَّ هُوَ وَإِن يُرِدْكَ بِخَيْرٍ فَلاَ رَآدَّ لِفَضْلِهِ يُصَيبُ بِهِ مَن يَشَاء مِنْ عِبَادِهِ وَهُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ

Okunuşu : Ve in yemseskallâhu bidurrin fe lâ kâşife lehu illâ huve, ve in yuridke bi hayrin fe lâ râdde li fadlihi, yusîbu bihî men yeşâu min ibâdihi, ve huvel gafûrur rahîm (rahîmu).
Anlamı : Ve eğer Allah, sana bir zarar (bir darlık) dokundurursa, artık onu, O’ndan (Allah’tan) başka giderecek kimse yoktur. Ve eğer sana (senin için) bir hayır isterse, o taktirde O’nun fazlını geri çevirecek kimse yoktur. O’nu kullarından dilediği kimseye isabet ettirir. Ve O; Gafûr’dur (mağfiret eden), Rahîm’dir (rahmet nurunun sahibi).

İsra suresi 11. ayet

وَيَدْعُ الإِنسَانُ بِالشَّرِّ دُعَاءهُ بِالْخَيْرِ وَكَانَ الإِنسَانُ عَجُولاً

Okunuşu : Ve yed’ul insânu biş şerri duâehu bil hayr (hayri), ve kânel insânu acûlâ (acûlen).
Anlamı : İnsan, (sanki) onun duası hayırmış (gibi) şerre dua eder. İnsan, çok aceleci olmuştur.

Lokman suresi 32. ayet

وَإِذَا غَشِيَهُم مَّوْجٌ كَالظُّلَلِ دَعَوُا اللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ فَلَمَّا نَجَّاهُمْ إِلَى الْبَرِّ فَمِنْهُم مُّقْتَصِدٌ وَمَا يَجْحَدُ بِآيَاتِنَا إِلَّا كُلُّ خَتَّارٍ كَفُورٍ

Okunuşu : Ve izâ gaşiyehum mevcun kez zuleli deavûllâhe muhlisîne lehud dîn (dîne), fe lemmâ neccâhum ilâl berri fe minhum muktesidun, ve mâ yechadu bi âyâtinâ illâ kullu hattârin kefûr (kefûrin).
Anlamı : Ve karanlık gölgeler gibi dalgalar onları sardığı zaman, dini O’na halis kılarak Allah’a yalvarırlar. Böylece onları karaya (çıkarıp) kurtardığımız zaman, bundan sonra onların bir kısmı mutedil davranırlar (aşırı gitmezler). Çok gaddar ve çok nankör olanlardan başkası ayetlerimizi ısrarla (bilerek) inkar etmez.

Ed-Dârr

Elem ve zarar verici şeyler yaratan, dilediğine felaket, keder ve şiddet veren, zarara uğratan demektir. Zarara uğratan .Her şer kabul edilenin mutlak var edicisi. Hikmeti gereği elem ve zarar verici şeyleri de yaratan.

Allah Teâlâ, bir kuluna her hangi bir zarar vermeyi dilerse, hiç kimse ona fayda veremez. Fayda vermek istediği kimseye de kimse zarar veremez. “Dârr” ismi, “Nâfi” ismiyle beraber değerlendirilmelidir.

Kuran'da Ed-Dârr Esması Geçen Ayetler

Bakara suresi 214. ayet
 
أَمْ حَسِبْتُمْ أَن تَدْخُلُواْ الْجَنَّةَ وَلَمَّا يَأْتِكُم مَّثَلُ الَّذِينَ خَلَوْاْ مِن قَبْلِكُم مَّسَّتْهُمُ الْبَأْسَاء وَالضَّرَّاء وَزُلْزِلُواْ حَتَّى يَقُولَ الرَّسُولُ وَالَّذِينَ آمَنُواْ مَعَهُ مَتَى نَصْرُ اللّهِ أَلا إِنَّ نَصْرَ اللّهِ قَرِيبٌ
 
Okunuşu : Em hasibtum en tedhulûl cennete ve lemmâ ye’tikum meselullezîne halev min kablikum messethumul be’sâu ved darrâu ve zulzilû hattâ yekûler resûlu vellezîne âmenû meahu metâ nasrullâh (nasrullâhi), e lâ inne nasrallâhi karîb (karîbun).
Anlamı : Yoksa siz, kendinizden önce yaşayanların başına gelenlerin, sizin de başınıza gelmedikçe, cennete gireceğinizi mi zannettiniz? Onlara (öyle) şiddetli belâ ve sıkıntılar (felâketler) dokundu ki, resûl ve onun yanındaki âmenû olanlar: “Allah’ın yardımı ne zaman?” diyecek kadar sarsıldılar. Allah’ın yardımı gerçekten yakın değil mi?

Yasin suresi 23. ayet
 
أَأَتَّخِذُ مِن دُونِهِ آلِهَةً إِن يُرِدْنِ الرَّحْمَن بِضُرٍّ لاَّ تُغْنِ عَنِّي شَفَاعَتُهُمْ شَيْئًا وَلاَ يُنقِذُونِ

Okunuşu : E ettehızu min dûnihî âliheten in yuridnir rahmânu bi durrin lâ tugni annî şefâatuhum şey’en ve lâ yunkızûni.
Anlamı : Ben, O’ndan başka ilâhlar edinir miyim? Eğer Rahmân bana bir zarar dilerse, onların şefaati bana bir (şey) fayda vermez (sağlamaz). Ve onlar beni kurtaramazlar.

Zümer suresi 38. ayet

وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّنْ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ لَيَقُولُنَّ اللَّهُ قُلْ أَفَرَأَيْتُم مَّا تَدْعُونَ مِن دُونِ اللَّهِ إِنْ أَرَادَنِيَ اللَّهُ بِضُرٍّ هَلْ هُنَّ كَاشِفَاتُ ضُرِّهِ أَوْ أَرَادَنِي بِرَحْمَةٍ هَلْ هُنَّ مُمْسِكَاتُ رَحْمَتِهِ قُلْ حَسْبِيَ اللَّهُ عَلَيْهِ يَتَوَكَّلُ الْمُتَوَكِّلُونَ

Okunuşu : Ve le in seeltehum men halakas semâvâti vel arda le yekûlunnallâhu, kul e fe raeytum mâ ted’ûne min dûnillâhi in erâdeniyallâhu bi durrin hel hunne kâşifâtu durrihi ev erâdenî bi rahmetin hel hunne mumsikâtu rahmetihi, kul hasbiyallâhu, aleyhi yetevekkelul mutevekkılûn (mutevekkılûne).
Anlamı : Ve eğer gerçekten onlara: “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorarsan, mutlaka: “Allah” derler. De ki: “Allah’tan başka taptıklarınızı gördünüz mü? Eğer Allah bana bir zarar dileseydi, O’nun zararını onlar giderebilir mi? Veya bana bir rahmet dileseydi, O’nun rahmetini tutabilirler mi (engelleyebilirler mi)?” De ki: “Allah bana yeter! Tevekkül edenler (yalnız) O’na tevekkül ederler (O’nu vekil ederler).”

Enam suresi 17. ayet

وَإِن يَمْسَسْكَ اللّهُ بِضُرٍّ فَلاَ كَاشِفَ لَهُ إِلاَّ هُوَ وَإِن يَمْسَسْكَ بِخَيْرٍ فَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدُيرٌ

Okunuşu : Ve in yemseskallâhu bi durrin fe lâ kâşife lehu illâ huve, ve in yemseske bi hayrın fe huve alâ kulli şey’in kadîr (kadîrun).
Anlamı : Eğer Allah sana bir zarar dokundurursa, o taktirde onu, O’ndan başka giderecek yoktur. Sana bir hayır dokundurursa, artık O, herşeye kaadirdir.

Nahl suresi 53. ayet

وَمَا بِكُم مِّن نِّعْمَةٍ فَمِنَ اللّهِ ثُمَّ إِذَا مَسَّكُمُ الضُّرُّ فَإِلَيْهِ تَجْأَرُونَ

Okunuşu : Ve mâ bikum min ni’metin fe minallâhi summe izâ messekumud durru fe ileyhi tec’erûn (tec’erûne).
Anlamı : Sizin olan ne kadar ni’met varsa hepsi Allah’tandır. Sonra da size bir sıkıntı dokunsa, o zaman O’na yalvarırsınız.

En-Nâfi

Devamlı olarak,bütün mahlukata hayır ve fayda sağlayan, faydalı şeyler yaratan demektir.

Allah Teâlâ, zararlı gibi görünen her şeyi sezilmez yollarla faydalı hale getirendir. Çaresizlerin imdadına yetişendir. Kulunu hayra ve iyiliğe yöneltendir. “Nâfi” ismi, “Dârr” ismiyle beraber değerlendirilmelidir.

Kuran'da En-Nâfi Esması Geçen Ayetler

“Nimet olarak size ulaşan ne varsa, Allah’tandır, sonra size bir zarar dokunduğunda (yine) ancak O’na yalvarmaktasınız.” (Nahl, 53. Ayet)

“Ve Allah’tan başka, sana faydası da, zararı da dokunmayacak olan şeylere yalvarma. Eğer böyle yaparsan, o zaman hiç şüphesiz sen zalimlerden olursun.” (Yunus, 106. Ayet)

“Şayet Allah sana bir zarar dokunduracak olursa, O’ndan başka bunu giderecek yoktur. Sana bir iyilik dokunduracak olursa da O, her şeye güç yetirendir.” (Enam, 17.Ayet)

En-Nûr

Bütün alemleri nuru ile nurlandıran, istediği gönüllere nur yağdıran, bütün varlıklara akıl, iz’an (itaat, dinleme, yürek keskinliği, inanç, anlayış, kavrayış), idrak (anlayış, akıl erdirme, yetişme, erişme, olgunlaşma, çağını bulma) veren, gönüllere hidayet (yol gösterme, doğru yola girme) ışığını yakan demektir. Açığa çıkaran;idrak ettiren;kendisiyle irşad olunan.

Allah Teâlâ, varlığı apaçık olandır. Nuru yaratan, onunla gökleri ve yeri aydınlatandır. Kulunun kalbini, gönlünü îmân nuruyla aydınlatarak hidâyete ermesini ve doğruyu bulmasını sağlayandır.

Kuran'da En-Nûr Esması Geçen Ayetler

Nur suresi 35. ayet

اللَّهُ نُورُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ مَثَلُ نُورِهِ كَمِشْكَاةٍ فِيهَا مِصْبَاحٌ الْمِصْبَاحُ فِي زُجَاجَةٍ الزُّجَاجَةُ كَأَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّيٌّ يُوقَدُ مِن شَجَرَةٍ مُّبَارَكَةٍ زَيْتُونِةٍ لَّا شَرْقِيَّةٍ وَلَا غَرْبِيَّةٍ يَكَادُ زَيْتُهَا يُضِيءُ وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ نُّورٌ عَلَى نُورٍ يَهْدِي اللَّهُ لِنُورِهِ مَن يَشَاء وَيَضْرِبُ اللَّهُ الْأَمْثَالَ لِلنَّاسِ وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ

Okunuşu : Allâhu nûrus semâvâti vel ard(ardı), meselu nûrihî ke mişkâtin fîhâ mısbâhun, el mısbâhu fî zucâcetin, ez zucâcetu ke ennehâ kevkebun durriyyun, yûkadu min şeceratin mubâraketin zeytûnetin lâ şarkîyyetin ve lâ garbiyyetin, yekâdu zeytuhâ yudîu ve lev lem temseshu nâr(nârun), nûrun alâ nûr(nûrin), yehdîllâhu li nûrihî men yeşâu, ve yadribullâhul emsâle lin nâsi, vallâhu bi kulli şey’in alîm(alîmun).
Anlamı : Allah, göklerin ve yerin nuru’dur. O’nun nuru, içinde misbah (lâmba) bulunan kandil (ışık saçan bir kaynak) gibidir. Misbah, sırça (cam) içindedir. Sırça (cam), inci gibi (parlayan) yıldız gibidir. Doğuda ve batıda bulunmayan mübarek bir ağacın yağından yakılır. Onun yağı, ona ateş değmese de kendi kendine ışık verir. Nur üzerine nurdur. Allah dilediğini nuruna hidayet eder (ulaştırır). Ve Allah, insanlara örnekler verir. Ve Allah, herşeyi en iyi bilendir.

Enam suresi 1. ayet

الْحَمْدُ لِلّهِ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ وَجَعَلَ الظُّلُمَاتِ وَالنُّورَ ثُمَّ الَّذِينَ كَفَرُواْ بِرَبِّهِم يَعْدِلُونَ

Okunuşu : El hamdu lillâhillezî halakas semâvâti vel arda ve cealez zulumâti ven nûr(nûra), summellezîne keferû bi rabbihim ya’dilûn(ya’dilûne).
Anlamı : Hamd semaları ve arzı yaratan, zulmeti ve nuru var eden Allah’a mahsustur. Sonra da kâfirler, Rab’lerine (başka şeyleri) eş (denk, adl) tutuyorlar.

Enam suresi 122. ayet

أَوَ مَن كَانَ مَيْتًا فَأَحْيَيْنَاهُ وَجَعَلْنَا لَهُ نُورًا يَمْشِي بِهِ فِي النَّاسِ كَمَن مَّثَلُهُ فِي الظُّلُمَاتِ لَيْسَ بِخَارِجٍ مِّنْهَا كَذَلِكَ زُيِّنَ لِلْكَافِرِينَ مَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ 

Okunuşu : E ve men kâne meyten fe ahyeynâhu ve cealnâ lehu nûran yemşî bihî fîn nâsi ke men meseluhu fîz zulumâti leyse bi hâricin minhâ, kezâlike zuyyine lil kâfirîne mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
Anlamı : Ölü iken dirilttiğimiz ve kendisine, insanlar arasında yürüyeceği bir nur verdiğimiz kimsenin durumu, hiç, karanlıklar içinde kalmış, bir türlü ondan çıkamamış kimsenin durumu gibi olur mu? İşte kâfirlere, işlemekte oldukları çirkinlikler böyle süslü gösterilmiştir.

Zümer suresi 22. ayet

أَفَمَن شَرَحَ اللَّهُ صَدْرَهُ لِلْإِسْلَامِ فَهُوَ عَلَى نُورٍ مِّن رَّبِّهِ فَوَيْلٌ لِّلْقَاسِيَةِ قُلُوبُهُم مِّن ذِكْرِ اللَّهِ أُوْلَئِكَ فِي ضَلَالٍ مُبِينٍ

Okunuşu : E fe men şerahallâhu sadrahu lil islâmi fe huve alâ nûrin min rabbihi, fe veylun lil kâsiyeti kulûbuhum min zikrillâhi, ulâike fî dalâlin mubîn(mubînin).
Anlamı : Allah kimin göğsünü İslâm için (Allah’a teslim için) yarmışsa artık o, Rabbinden bir nur üzere olur, değil mi? Allah’ın zikrinden kalpleri kasiyet bağlayanların vay haline! İşte onlar, apaçık dalâlet içindedirler.

Zümer suresi 69. ayet

وَأَشْرَقَتِ الْأَرْضُ بِنُورِ رَبِّهَا وَوُضِعَ الْكِتَابُ وَجِيءَ بِالنَّبِيِّينَ وَالشُّهَدَاء وَقُضِيَ بَيْنَهُم بِالْحَقِّ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ

Okunuşu : Ve eşrakatil ardu bi nûri rabbihâ ve vudıal kitâbu ve cîe bin nebiyyîne veş şuhedâi ve kudıye beynehum bil hakkı ve hum lâ yuzlemûn(yuzlemûne).
Anlamı : Ve Rabbinin nuru ile yeryüzü aydınlandı. Ve kitap ortaya kondu. Peygamberler ve şahitler getirildi. Ve onların aralarında onlara zulmedilmeksizin hak ile hüküm verildi.

Ahzab suresi 43. ayet

هُوَ الَّذِي يُصَلِّي عَلَيْكُمْ وَمَلَائِكَتُهُ لِيُخْرِجَكُم مِّنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ وَكَانَ بِالْمُؤْمِنِينَ رَحِيمًا

Okunuşu : Huvellezî yusallî aleykum ve melâiketuhu li yuhricekum minez zulumâti ilân nûr, ve kâne bil mu’minîne rahîmâ(rahîmen).
Anlamı : Sizi (nefsinizin kalbini), karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için, üzerinize salâvât (vasıtasıyla nur) gönderen, O ve O’nun melekleridir ki O, mü’minlere Rahîm(dir). (Rahîm esmasıyla tecelli eden).

Ahzab suresi 46. ayet

وَدَاعِيًا إِلَى اللَّهِ بِإِذْنِهِ وَسِرَاجًا مُّنِيرًا

Okunuşu : Ve dâîyen ilâllâhi bi iznihî ve sirâcen munîrâ(munîran).
Anlamı : Ve O’nun (Allah’ın) izni ile Allah’a davet eden ve nurlandırıcı sirac (kandil) olarak (gönderdik).

Maide suresi 15. ayet

يَا أَهْلَ الْكِتَابِ قَدْ جَاءكُمْ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ كَثِيرًا مِّمَّا كُنتُمْ تُخْفُونَ مِنَ الْكِتَابِ وَيَعْفُو عَن كَثِيرٍ قَدْ جَاءكُم مِّنَ اللّهِ نُورٌ وَكِتَابٌ مُّبِينٌ

Okunuşu : Yâ ehlel kitâbi kad câekum resûlunâ yubeyyinu lekum kesîran mimmâ kuntum tuhfûne minel kitâbi ve ya’fû an kesîr(kesîrin) kad câekum minallâhi nûrun ve kitâbun mubîn(mubînun).
Anlamı : Ey kitap ehli! (Kitap sahipleri), Kitap’tan çoğunu gizlemiş olduğunuz ve çoğundan vazgeçtiğiniz şeyleri, size beyan eden bir Resûl’ümüz gelmiştir. Size Allah’tan bir nur ve apaçık bir kitap gelmiştir.

Maide suresi 16. ayet

يَهْدِي بِهِ اللّهُ مَنِ اتَّبَعَ رِضْوَانَهُ سُبُلَ السَّلاَمِ وَيُخْرِجُهُم مِّنِ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ بِإِذْنِهِ وَيَهْدِيهِمْ إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ

Okunuşu : Yehdî bihillâhu menittebea rıdvânehu subules selâmi ve yuhricuhum minez zulumâti ilân nûri bi iznihî ve yehdîhim ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).
Anlamı : Allah (c.c.), rızasına tâbî olan kişiyi onunla (Resûlü ile) teslim yollarına hidayet eder. Kendi izniyle onları karanlıktan aydınlığa (zulmetten nura) çıkarıp Sırât-ı Mustakîm’e hidayet eder (ulaştırır).

Hadid suresi 12. ayet

يَوْمَ تَرَى الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ يَسْعَى نُورُهُم بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَبِأَيْمَانِهِم بُشْرَاكُمُ الْيَوْمَ جَنَّاتٌ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا ذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ

Okunuşu : Yevme terâl mu’minîne vel mu’minâti yes’â nûruhum beyne eydîhim ve bi eymânihim buşrâkumul yevme cennâtun tecrî min tahtihâl enhâru hâlidîne fîhâ, zâlike huvel fevzul azîm(azîmu).
Anlamı : O gün, mü’min erkekleri ve mü’min kadınları, nurları önlerinde ve sağlarında koşarken görürsün. Bugün sizin müjdeniz, orada ebediyyen kalacağınız, altından nehirler akan cennetlerdir. İşte o, fevzül azîmdir (en büyük kurtuluştur).

El-Hâdî

 

Dilediği kullarını hidayete erdiren, doğru yola ulaştıran, dilediği kulunu hayırlı yollara yönelten, her şeye yön veren, kullarına yol gösterip lütfuyla hidayet veren demektir.

Allah Teâlâ, inanacak kalplerde hidâyeti yaratandır. Ebedî mutluluğu sağlayacak doğru yolu gösteren ve doğru yola ulaştırandır. Yolunu şaşırmışlara rehberlik edendir.

Kuran'da El-Hâdî Esması Geçen Ayet

“(Resulüm!) Ve işte biz böyle her peygamber için günahkârlardan bir düşman yapmışızdır. Bununla beraber hidayet verici ve yardımcı olarak Rabbin yeter.”
Furkân-31

El-Bedî

Eşi ve benzeri olmaksızın yarattıklarını örneksiz ve maddesiz yaratan, hayret verici alemleri yoktan var eden demektir. Eser ve ihsanlarıyla varlığı apaçık görünen. Mevcudatı en güzel bir şekilde yoktan yaratan demektir.

Allah Teâlâ, her şeyi, bir numûnesi, benzeri olmaksızın yaratandır. Bu yaratma da eşsiz ve benzersiz bir yaratmadır. Yani akıllara durgunluk verecek derecede kusursuz ve mükemmel yaratmadır. Allah, zâtında, sıfatlarında ve fiillerinde benzeri görülmeyendir.

Kuran'da El-Bedî Esması Geçen Ayetler

Secde suresi 7. ayet

الَّذِي أَحْسَنَ كُلَّ شَيْءٍ خَلَقَهُ وَبَدَأَ خَلْقَ الْإِنسَانِ مِن طِينٍ

Okunuşu : Ellezî ahsene kulle şey’in halakahu ve bedee halkal insâni min tîn (tînin).
Anlamı : Ki O, herşeyin yaratılışını en güzel yapan ve insanı yaratmaya, ilk defa tînden (nemli topraktan) başlayandır.

Bakara suresi 117. ayet

بَدِيعُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَإِذَا قَضَى أَمْراً فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُن فَيَكُونُ

Okunuşu : Bedîus semâvâti vel ard(ardı), ve izâ kadâ emren fe innemâ yekûlu lehu kun fe yekûn(yekûnu).
Anlamı : Gökleri ve yeri bedî olarak (örneksiz) yaratandır. Bir işi kadâ ettiği (olmasını istediği) zaman, o şeye sadece “Ol!” der. O, hemen olur.

Araf suresi 29. ayet

قُلْ أَمَرَ رَبِّي بِالْقِسْطِ وَأَقِيمُواْ وُجُوهَكُمْ عِندَ كُلِّ مَسْجِدٍ وَادْعُوهُ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ كَمَا بَدَأَكُمْ تَعُودُونَ

Okunuşu : Kul emere rabbî bil kıst (kısti) ve ekîmû vucûhekum inde kulli mescidin ved’ûhu muhlisîne lehud dîn (dîne), kemâ bedeekum teûdûn (teûdûne).
Anlamı : De ki: “Rabbim, adaletle davranmanızı ve bütün mescidlerde kendinizi (vechlerinizi) namaza ikame etmenizi emretti. Ve dînde ihlâsla O’na (Allah’a) dua edin. Sizi yarattığı gibi (O’na) dönersiniz.”

El-Bâkî

Fena (yokluk ve ölüm) fiilinin zıddı olan el-Bâki ismi; sebat ve devam etmek, kesintiye uğramadan, geleceğe doğru sürüp gitmek, ölümsüz olmak, herhangi bir değişikliğe uğramamak anlamlarına gelmektedir.

Allah Teâlâ, varlığı devamlı olandır. Varlığının bir başlangıcı olmadığı gibi bir sonu da yoktur. Zâtı da, sıfatları da, fiilleri de bâkîdir, ebedîdir, devamlıdır. Mü’min de herhangi bir işi Allah rızası için yapmışsa, o fiil de ebedîlik kazanır. Yani kul, öbür âlemde mükâfâtını alır.

Kuran'da Esması Geçen Ayetler

إِنَّا آمَنَّا بِرَبِّنَا لِيَغْفِرَ لَنَا خَطَايَانَا وَمَا أَكْرَهْتَنَا عَلَيْهِ مِنَ السِّحْرِ وَاللَّهُ خَيْرٌ وَأَبْقَى

Gerçekten biz Rabbimize iman ettik; günahlarımızı ve sihir dolayısıyla bizi kendisine karşı zorlayarak sürüklediğin (suçumuzu) bağışlasın. Allah, daha hayırlıdır ve daha süreklidir.( Ta-Ha Suresi: 73)

مَا عِندَكُمْ يَنفَدُ وَمَا عِندَ اللّهِ بَاقٍ وَلَنَجْزِيَنَّ الَّذِينَ صَبَرُواْ أَجْرَهُم بِأَحْسَنِ مَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ

Sizin yanınızdaki tükenir, Allah katında olan ise kalıcıdır. Elbette sabredenlere, yapmakta olduklarının en güzeliyle mükafatlarını vereceğiz.( Nahl Suresi: 96)

El-Vâris

 

Veraset kökünden türemiş olan el-Vâris esması, el-Bâki ismiyle aynı anlamdadır. Ölümsüz hayat sahibi, zatı, kuralları ve nimetleri daim olan anlamlarına gelmektedir.

Allah Teâlâ, yaratılmış bütün varlıkları yok ettikten sonra bâkî kalan, mülkün gerçek sahibidir. Mülkü dilediğinden alır, dilediğine verir. Dünyada bulunan herkes ve evrende bulunan her şey fânîdir, geçicidir. İnsanlar ölümlü oldukları için sahip oldukları mal, mülk, servet de geçicidir.

Kuran'da El-Vâris Esması Geçen Ayetler

وَإنَّا لَنَحْنُ نُحْيِي وَنُمِيتُ وَنَحْنُ الْوَارِثُونَ

Hiç şüphesiz biz diriltir, biz öldürürüz ve biz (her şeye gerçek) varisleriz. (Hicr Suresi: 23)

وَكَمْ أَهْلَكْنَا مِن قَرْيَةٍ بَطِرَتْ مَعِيشَتَهَا فَتِلْكَ مَسَاكِنُهُمْ لَمْ تُسْكَن مِّن بَعْدِهِمْ إِلَّا قَلِيلًا وَكُنَّا نَحْنُ الْوَارِثِينَ

Biz nimetler içinde şımaran nice memleket halkını helak etmişizdir. İşte kendilerinden sonra içlerinde pek az oturulmuş yurtları! (O yurtlara) biz varis olduk, biz.( Kasas Suresi:58)

Er-Reşîd

Rüşd kökünden türemiş olan er-Reşid esması; kişinin sevdiği şeye ulaşması, salah ve istikamet anlamlarına gelir. Ğay kelimesinin zıddıdır. Ğay ise; bir şeyi veya bir kimseyi gölgelemek, kişinin inanç ve görüşünde sapması anlamlarına gelir.

Allah Teâlâ, bütün işleri isabetli olan ve hedefine ulaşandır. Her şeyi ezelî takdirine göre yürüten, bir nizam ve hikmet üzere sonuna ulaştırandır. Lüzumsuz, faydasız, boş iş yapmayandır. Fiilleri dâimâ yerinde olandır. Devamlı olarak hakka isabet edendir. Hiç kimsenin yol göstermesine muhtaç olmayandır.

Kuran'da Er-Reşîd Esması Geçen Ayetler

Bakara suresi 186. ayet 

وَإِذَا سَأَلَكَ عِبَادِي عَنِّي فَإِنِّي قَرِيبٌ أُجِيبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ إِذَا دَعَانِ فَلْيَسْتَجِيبُواْ لِي وَلْيُؤْمِنُواْ بِي لَعَلَّهُمْ يَرْشُدُونَ
 
Okunuşu : Ve izâ seeleke ıbâdî annî fe innî karîb (karîbun) ucîbu da’veted dâi izâ deâni, felyestecîbû lî velyu’minû bî leallehum yerşudûn (yerşudûne).
Anlamı : Ve kullarım sana, Benden sorduğu zaman, muhakkak ki Ben, (onlara) yakınım. Bana dua edilince, dua edenin duasına (davetine) icabet ederim. O halde onlar da Bana (Benim davetime) icabet etsinler ve Bana âmenû olsunlar (Bana ulaşmayı dilesinler). Umulur ki böylece onlar irşada ulaşırlar (irşad olurlar).
 
Bakara suresi 256. ayet

لاَ إِكْرَاهَ فِي الدِّينِ قَد تَّبَيَّنَ الرُّشْدُ مِنَ الْغَيِّ فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِن بِاللّهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَىَ لاَ انفِصَامَ لَهَا وَاللّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

Okunuşu : Lâ ikrâhe fîd dîni kad tebeyyener ruşdu minel gayy (gayyi), fe men yekfur bit tâgûti ve yu’min billâhi fe kadistemseke bil urvetil vuskâ, lânfisâme lehâ, vallâhu semîun alîm (alîmun).
Anlamı : Dînde zorlama yoktur. irşad yolu (hidayet yolu, Allah’a ulaştıran yol), gayy yolundan (dalâlet yolundan, şeytana, cehenneme ulaştıran yoldan) açıkça (ayrılıp) ortaya çıkmıştır. Artık kim tagutu (şeytanı ve şeytana ulaştıran yolu) inkâr edip de Allah’a îmân ederse (mü’min olur, Allah’a ulaştıran yolu tercih ederse), böylece o, (Allah’tan) kopması mümkün olmayan urvetul vuskaya (sağlam bir kulba, mürşidin eline) tutunmuştur. Allah Sem’î’dir, Alîm’dir.
 
Araf suresi 146. ayet
 
سَأَصْرِفُ عَنْ آيَاتِيَ الَّذِينَ يَتَكَبَّرُونَ فِي الأَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَإِن يَرَوْاْ كُلَّ آيَةٍ لاَّ يُؤْمِنُواْ بِهَا وَإِن يَرَوْاْ سَبِيلَ الرُّشْدِ لاَ يَتَّخِذُوهُ سَبِيلاً وَإِن يَرَوْاْ سَبِيلَ الْغَيِّ يَتَّخِذُوهُ سَبِيلاً ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ كَذَّبُواْ بِآيَاتِنَا وَكَانُواْ عَنْهَا غَافِلِينَ 

Okunuşu : Se asrifu an âyâtiyellezîne yetekebberûne fîl ardı bi gayril hakkı ve in yerev kulle âyetin lâ yu’minu bihâ ve in yerev sebîler ruşdi lâ yettehızûhu sebîlen ve in yerev sebilel gayyi yettehızûhu sebîlâ (sebîlen), zâlike bi ennehum kezzebû bi âyâtinâ ve kânû anhâ gâfilîn (gâfilîne).
Anlamı : Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları âyetlerimden uzaklaştıracağım. (Onlar) her âyeti görseler de ona iman etmezler. Doğru yolu görseler onu yol edinmezler. Ama sapıklık yolunu görseler onu (hemen) yol edinirler. Bu, onların, âyetlerimizi yalanlamaları ve onlardan hep gafil olmaları sebebiyledir.

Kehf suresi 10. ayet
 
إِذْ أَوَى الْفِتْيَةُ إِلَى الْكَهْفِ فَقَالُوا رَبَّنَا آتِنَا مِن لَّدُنكَ رَحْمَةً وَهَيِّئْ لَنَا مِنْ أَمْرِنَا رَشَدًا

Okunuşu : İz evâl fityetu ilâl kehfi fe kâlû rabbenâ âtinâ min ledunke rahmeten ve heyyi’ lenâ min emrinâ raşedâ (raşeden).
Anlamı : Gençler mağaraya sığındıkları zaman şöyle dediler: “Rabbimiz, bize Senin katından bir rahmet ver. Ve bize emrimizden (bizim içimizden, senin emirlerinden bize ait olan rahmet ve salâvâtı ulaştıracak kişiyi) mürşidi tayin et.”

Kehf suresi 24. ayet
 
إِلَّا أَن يَشَاء اللَّهُ وَاذْكُر رَّبَّكَ إِذَا نَسِيتَ وَقُلْ عَسَى أَن يَهْدِيَنِ رَبِّي لِأَقْرَبَ مِنْ هَذَا رَشَدًا
 
Okunuşu : İllâ en yeşâallâhu vezkur rabbeke izâ nesîte ve kul asâ en yehdiyeni rabbî li akrabe min hâzâ raşedâ (raşeden).
Anlamı : Ancak Allah’ın dilemesiyle (yapacağım de). Ve unuttuğun zaman Rabbini zikret ve de ki: “Rabbimin beni (Allah’a) bundan daha yakın (daha üstün) bir irşad seviyesine ulaştırmasını umarım.”

Cin suresi 10. ayet
 
وَأَنَّا لَا نَدْرِي أَشَرٌّ أُرِيدَ بِمَن فِي الْأَرْضِ أَمْ أَرَادَ بِهِمْ رَبُّهُمْ رَشَدًا 
 
Okunuşu : Ve ennâ lâ nedrî eşerrun urîde bi men fîl ardı em erâde bi him rabbuhum raşedâ (raşeden).
Anlamı : “Hakikaten biz bilmiyoruz, yeryüzündekilere kötülük mü istendi, yoksa Rableri onlara bir hayır mı diledi?”

Cin suresi 14. ayet
 
وَأَنَّا مِنَّا الْمُسْلِمُونَ وَمِنَّا الْقَاسِطُونَ فَمَنْ أَسْلَمَ فَأُوْلَئِكَ تَحَرَّوْا رَشَدًا 

Okunuşu : Ve ennâ minnâl muslimûne ve minnâl kâsitûn (kâsitûne), fe men esleme fe ulâike teharrav raşedâ (raşeden).
Anlamı : “Kuşkusuz içimizde müslüman olanlar da var, hak yoldan sapanlar da var. Kim müslüman olursa, işte onlar doğruyu arayıp bulmuşlardır.”

Cin suresi 21. ayet
 
قُلْ إِنِّي لَا أَمْلِكُ لَكُمْ ضَرًّا وَلَا رَشَدًا 
 
Okunuşu : Kul innî lâ emliku lekum darran ve lâ raşedâ (raşeden).
Anlamı : De ki: “Muhakkak ki ben, size bir zarar verme ve sizi irşad etme gücüne malik (sahip) değilim.”

Hucurat suresi 7. ayet
 
وَاعْلَمُوا أَنَّ فِيكُمْ رَسُولَ اللَّهِ لَوْ يُطِيعُكُمْ فِي كَثِيرٍ مِّنَ الْأَمْرِ لَعَنِتُّمْ وَلَكِنَّ اللَّهَ حَبَّبَ إِلَيْكُمُ الْإِيمَانَ وَزَيَّنَهُ فِي قُلُوبِكُمْ وَكَرَّهَ إِلَيْكُمُ الْكُفْرَ وَالْفُسُوقَ وَالْعِصْيَانَ أُوْلَئِكَ هُمُ الرَّاشِدُونَ
 
Okunuşu : Va’lemû enne fîkum resûlallâh (resûlallâhi), lev yutîukum fî kesîrin minel emri le anittum ve lâkinnallâhe habbebe ileykumul îmâne ve zeyyenehu fî kulûbikum, ve kerrahe ileykumul kufre vel fusûka vel isyân (isyâne), ulâike humur râşidûn (râşidûne). 
Anlamı : Ve aranızda Allah’ın Resûl’ü olduğunu biliniz. Eğer işlerin çoğunda size itaat etseydi, mutlaka sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah, size îmânı sevdirdi ve onu kalplerinizde müzeyyen kıldı. Küfrü, fıskı ve isyanı size kerih gösterdi. İşte onlar, onlar irşad olanlardır. 

Enbiya suresi 51. ayet
 
وَلَقَدْ آتَيْنَا إِبْرَاهِيمَ رُشْدَهُ مِن قَبْلُ وَكُنَّا بِه عَالِمِينَ

Okunuşu : Ve lekad âteynâ ibrâhîme ruşdehu min kablu ve kunnâ bihî âlimîn (âlimîne).
Anlamı : Ve andolsun ki daha önce İbrâhîm (A.S)’a rüşdünü (irşad yetkisini) verdik. Ve Biz, onu (irşada ehil olduğunu) bilenlerdik.
 
Hud suresi 87. ayet
 
قَالُواْ يَا شُعَيْبُ أَصَلاَتُكَ تَأْمُرُكَ أَن نَّتْرُكَ مَا يَعْبُدُ آبَاؤُنَا أَوْ أَن نَّفْعَلَ فِي أَمْوَالِنَا مَا نَشَاء إِنَّكَ لَأَنتَ الْحَلِيمُ الرَّشِيدُ
 
Okunuşu : Kâlû yâ şuaybu e salâtuke te’muruke en netruke mâ ya’budu âbâunâ ev en nef’ale fî emvâlinâ mâ neşâu , inneke le entel halîmur reşîd (reşîdu).
Anlamı : “Ya Şuayb! Babalarımızın ibadet ettiği şeyleri ve de mallarımız konusunda dilediğimizi yapmayı terketmemizi sana namazın mı emrediyor? Muhakkak ki sen, halimsin, reşidsin (rüşde erensin, irşad edensin).” dediler.

Es-Sabûr

Sabera kökünden türemiş olan es-Sabûr esması; nefsi, üzüntü, endişe ve korkudan hapsetmek, nefse hakim olmak anlamlarına gelir. Sabır kelimesinin zıddı ise ceza’ kelimesidir. Endişelenmek, sızlanmak, tahammül göstermemek anlamlarına gelir.

Allah Teâlâ, günahkârları cezalandırma konusunda acele etmeyip lütfuyla bağışlayan ve erteleyendir. Günahkârlara mühlet tanır. Tövbe kapısını ölünceye kadar açık tutar. Kullarının af ve bağışlama dilemeleri için onlara fırsatlar tanır. Bu isimden nasip alan kul, ibâdetleri yapmada, haramlardan kaçınmada ve her türlü felâket karşısında sabırlı olur.

Kuran'da Es-Sabûr Esması Geçen Ayetler

Nahl suresi 61. ayet

وَلَوْ يُؤَاخِذُ اللّهُ النَّاسَ بِظُلْمِهِم مَّا تَرَكَ عَلَيْهَا مِن دَآبَّةٍ وَلَكِن يُؤَخِّرُهُمْ إلَى أَجَلٍ مُّسَمًّى فَإِذَا جَاء أَجَلُهُمْ لاَ يَسْتَأْخِرُونَ سَاعَةً وَلاَ يَسْتَقْدِمُونَ

Okunuşu : Ve lev yuâhızullâhun nâse bi zulmihim mâ terake aleyhâ min dâbbetin ve lâkin yuahhıruhum ilâ ecelin musemmâ(musemmen), fe izâ câe eceluhum lâ yeste’hırûne sâaten ve lâ yestakdimûn(yestakdimûne).
Anlamı : Ve eğer Allah, insanları zulümleri sebebiyle sorgulayıp (derhal) cezalandırsaydı, onun (yeryüzünün) üzerinde yürüyen canlılardan bir canlı bırakmazdı. Ve fakat onları, belirli bir zamana kadar tehir eder (erteler). Artık onların ecelleri geldiği zaman ne bir saat tehir edilir (ertelenir) ne de (bir saat) evvele alınır.

Bakara suresi 153. ayet

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اسْتَعِينُواْ بِالصَّبْرِ وَالصَّلاَةِ إِنَّ اللّهَ مَعَ الصَّابِرِينَ

Okunuşu : Yâ eyyuhâllezîne âmenustainû bis sabri ves salât(salâti), innallâhe meas sâbirîn(sâbirîne).
Anlamı : Ey îmân edenler! Sabır ve namazla istiane (özel yardım) isteyin. Muhakkak ki Allah, sabredenlerle beraberdir.

Bakara suresi 155. ayet

وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَيْءٍ مِّنَ الْخَوفْ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِّنَ الأَمَوَالِ وَالأنفُسِ وَالثَّمَرَاتِ وَبَشِّرِ الصَّابِرِينَ

Okunuşu : Ve le nebluvennekum bi şey’in minel havfi vel cûi ve naksın minel emvâli vel enfusi ves semerât(semerâti), ve beşşiris sâbirîn(sâbirîne).
Anlamı : Ve sizi mutlaka korku ve açlıktan ve mal, can ve ürün eksikliğinden imtihan ederiz. Ve sabredenleri müjdele.

Ali İmran suresi 200. ayet

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اصْبِرُواْ وَصَابِرُواْ وَرَابِطُواْ وَاتَّقُواْ اللّهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

Okunuşu : Yâ eyyuhâllezîne âmenusbirû ve sâbirû ve râbitû vettekûllâhe leallekum tuflihûn(tuflihûne).
Anlamı : Ey âmenû olanlar (ölmeden önce, ruhlarını Allah’a ulaştırmayı dileyenler)! Sabredin ve sabır sahibi olun! Ve râbıta kuranlar olun (râbıta kurun)! Ve Allah’a karşı takva sahibi olun! Umulur ki böylece siz felâha erersiniz.